 |
|
 |
| |
| İngilizce | Türkçe | | botheration | i., ünlem can sıkıntısı, üzüntü, telaş veya sıkıntı yaratan durum; ünlem Aman ! Bırak şunu !... |
| | dazzle | (f)., (i). gözünü kamaştırmak, hayran etmek; (i). kamaştırma.... |
| | absolution | (i). suç, günah veya cezayı affetme; Katolik kilisesinde günahlarrn affolunduğunu papazın ilân etmesi.... |
| | soot | i., f. is, kurum; f. ise bulaştırmak.... |
| | vying | s. rekabet eden; çatışan.... |
|
|
|
 |
|
 |
|
|
 |
|
 |
| |
| Türkçe | İngilizce | | uğraşmak | mess with. struggle. deal. make an effort. work hard. tussle. endeavor. endeavour. fight. wrestle. get at. be occupied i... |
| | kamçılamak | to whip. to flog. to flagellate. to increase / to raise to a higher pitch. cut. flaggelate. horse. horsewhip. lash. stim... |
| | çizme | boot. footwear.... |
| | akma | flowing. flow. shooting star. leakage. streamline. influx. seepage. glide. gliding flux. discharge. fall. resin.... |
| | dogma | That which is held as an opinion; a tenet; a doctrine.... |
|
|
|
 |
|
 |
|