 |
|
 |
| |
| İngilizce | Türkçe | | imperious | s. mütehakkim, zorba, karşısındakilere söz hakkı ve davranış özgürlüğü tanımayan, müstebit; zaruri, çaresiz; kaçınılmaz... |
| | footing | (i). basılan yer, ayak basacak yer; mevki, hal; ilişki; yekun; temel ayağı, taban. on a better footing than ever aral... |
| | prate | f., i. gevezelik etmek, fazla konuşmak, boş laf etmek; i. gevezelik, boş laf.... |
| | thedansant | (çoğ. thes dansants) (Fr.) danslı çay.... |
| | neoplatonizm | i. üçüncü yüzyılda Eflatun'un fikirleriyle doğunun mistik düşünüşlerinin kaynaşmasından meydana gelmiş felsefe sistemi.... |
|
|
|
 |
|
 |
|
|
 |
|
 |
| |
| Türkçe | İngilizce | | zina | adultery.... |
| | radyoaktivite | radioactivity.... |
| | bağışlamak | bestow. condone. excuse. forgive. pardon.... |
| | darmadağınık | dishevelled. shambolic. slummy.... |
| | Bask | derive or receive pleasure from; get enjoyment from; take pleasure in; 'She relished her fame and basked in her glory'. ... |
|
|
|
 |
|
 |
|