 |
|
 |
| |
| İngilizce | Türkçe | | scumble | f., i., güz. san. üzerine donuk bir boya tabakası vurarak çizgileri yumuşatmak; i. donuk renkte bir tabaka sürme; donu... |
| | atremble | (s). titreyen, korkan.... |
| | snarl | f., i. köpek gibi hırlamak; ters veya kaba konuşmak; i. hırlama, köpek hırlaması; ters laf. snarly s. hırlamaya hazır,... |
| | rubble | i. moloz taşı; moloz, yapı döküntüsü. rubbly s. moloz gibi.... |
| | killing | i., s .öldürme, katil; vurgun (av): k.dili vurgun, büyük kazanç; s. öldürücu; k.dili çok güldürücü, katıltıcı; çok, ku... |
|
|
|
 |
|
 |
|
|
 |
|
 |
| |
| Türkçe | İngilizce | | divan | In Turkey and other Oriental countries: A council of state; a royal court.... |
| | birlik | alliance. association. block. brotherhood. college. combination. combine. company. concord. confederacy. confederation. ... |
| | kunduracı | shoemaker. seller of shoes. repairer of shoes.... |
| | oyma | cutting. chiselling. carving or engraving a design upon sth. hollowing sth out. carved design. the engraved design on a ... |
| | bulundurmak | keep. keep handy. carry. stock.... |
|
|
|
 |
|
 |
|