 |
|
 |
| |
| İngilizce | Türkçe | | candle | (i)., (f). mum; (f). (yumurtaları) ışığa tutarak muayene etmek. Peter doesn-t hold a candle to Mary. Peter, Mary'nin eli... |
| | crew | (i). tayfa, mürettebat; takım; güruh, sürü, kitle, kalabalık. crew cut (ABD). alabrost ıraş, asker tıraşı. crew neck ... |
| | treaty | i. antlaşma, muahede. treaty port özel bir antlaşma şartı ile eskiden ecnebilere açık olan liman. treaty terms antlaşm... |
| | flounder | (f)., (i). çamura veya suya bata çıka yürümek; güçlükler ve yanlışlıklar içinde sürüklenip gitmek, uğraşıp durmak; (i).... |
| | divagate | (f). başıboş dolaşmak, yoldan ayrılmak, sapmak; konu dışına çıkmak. divaga'tion (i). sapma, ayrılma; konu dışına çıkm... |
|
|
|
 |
|
 |
|
|
 |
|
 |
| |
| Türkçe | İngilizce | | tin | Heb bedil , a metal well known in ancient times It is the general opinion that the Phoenicians of Tyre and Sidon obtaine... |
| | örgü | knitting. plait. knit. darning. braiding. weave. knitted article. braid. fabric. texture. tissue. network. net. woof. we... |
| | kağıt | Paper.... |
| | fa | In solmization, the fourth degree of the major scale.... |
| | kalıtım | contribution. heritage. heredity. inheritance.... |
|
|
|
 |
|
 |
|