eniyisozluk.com

ç ğ ı ö ş ü

Sonuçlar

English Türkçe
1-sticker i. etiket; yapıştıran kimse; k.dili. şaşırtıcı şey; diken; yapışkan ot.
2-stickinthemud i., k.dili. mıymıntı kimse.
3-sticklebsck i. dikenli balık, zool. Gasterostus.
4-stickpin i.,( A.B.D.) kravat iğnesi.
5-sticktoitive s., k.dili. sebatkâr, azimli.
6-stickup i., (argo) soygun.
7-sticky s. yapışkan; sıcak ve nemli; (İng), k.dili. zor, ıstırap veren. stickily z. yapışkan bir şekilde. stickiness i. yapışkanlık.
8-stickle f. püruz çıkarmak; ince eleyip sık dokumak, titizlenmek; tereddüt etmek, kararsız olmak. stickler i. bir konuda titizlenen kimse. a stickler for order düzen meraklısı.
9-stick i. tahta parçası, değnek, baston, çubuk sopa, ağaç, sırık, tahta; matb. tertip cetveli, kumpas; (argo) içeceğe katılan alkollü içki; k.dili. gemi direği; orkestra şefinin değneği; ask. zincirleme atılan bombalar; hav. manevra kolu, idare kolu. the sticks kereste elde edilen orman; k.dili. taşra get on the stick işe başlamak, işe koyulmak. hold a stick to karşılaştırmaya değmek. walking stick baston wrong end, short end veya dirty end of the stick işin kötü tarafı.
10-stick f. (stuck) saplamak; delmek; koymak; sokmak; çakmak; saplanıp kalmak, hareket edememek, kopmamak; yapıştırmak, yapışmak; bıçaklamak, hançerlemek; batmak (iğne, diken); k.dili. şaşırtmak; (argo) aldatmak;( argo) mesuliyet yüklemek; matb. harfleri dizmek; sadık kalmak. stick around civarında dolaşmak, peşinden ayrılmamak; oyalanmak. stick at sakınmak; itirazda bulunmak; çekinmek; direnmek. stick to yapışmak. stick by sadık kalmak; civarında kalmak. Sticken up ! Eller yukarı ! stick in one's craw hazmedilmesi zor olmak (söz veya durum). stick it out dayanmak, sonuna kadar kahrını çekmek. stick one's neck out tehlikeyi göze almak. stick out dışarı çıkarmak, dışarı çıkmak; aşikâr olmak. stick together birbirine yapışmak; dayanışmak, birbirine destek olmak. stick to one's fingers (para) deve yapmak. stick to one's guns direnmek. stick to one's knitting kendi işine bağlı kalmak. stick to one's ribs doyurmak. stick up (argo) yolunu kesmek, tabanca ile soymak. stick up for k.dili. tarafını tutmak. stick with it dayanmak, sonuna kadar sebat etmek. sticking plaster plaster .sticking point takıntılı yer.



  Son aradıklarım / My last searchs
  Son arananlar / Last searchs
referrerEng > Tr21:52:00
referredEng > Tr21:51:40
şöçEng > Tr21:00:18
yerliTr > Eng14:24:41
yerliEng > Tr14:24:33
kızılderiliTr > Eng14:23:40
kızılderiliEng > Tr14:23:00
I wroteEng > Tr11:55:16
dravEng > Tr12:05:47
terezEng > Tr22:12:05
  En çok arananlar / Hit searchs
barışmak istiyorumTr >> Eng1
barışmak istiyorumEng >> Tr1
LOVEEng >> Tr1
I LOVE YOUEng >> Tr1
youEng >> Tr1
senTr >> Eng1
theEng >> Tr1
mantarTr >> Eng1
mankeyEng >> Tr1
ballEng >> Tr1



English Türkçe
motorcycle i. motosiklet....

type i., f. çeşit, cins, kategori; tip; remiz, kinaye, ima; numune, örnek; en âlâ cinsten numune, ideal örnek; matb. basma ...

pongee i. Çin ipeği, ham ipekten dokunmuş kumaş....

ichor i., mit. tanrıların damarlarında kan yerine dolaşan eter nev'inden bir sıvı; tıb. irin, cerahat ichorous s. irinli....

arch (i). kemer, tak; ayak kemeri; kavis arch stone kemerin kilidi makamında olan taş. arch supporter ayak kemerine destek,...

highrise (s)., (i). yüksek (bina, apartman)....

myocarditis i., tıb. kalp kası iltihabı....

port i. liman; liman şehri. port authority. liman otoritesi, liman idaresi. port of call den. uğranılacak liman. port of en...

coil (i)., (f). kangal; (den). roda; halka, kangal şeklinde boru; halka şeklinde kıvrılmış saç; elek bobin; (f). kangal etmek...

materiality maddilik cismanilik maddiyet lüzum önem

TürkçeEnglish
pıhtı clot....

solmaz guaranteed not to fade. fade proof. fast. nonfading. unfading....

Japon Japanese silk , Japan silk....

otçul herbivorous....

tab A key on the keyboard By pressing tab key, a character to be typed, skips some spaces and starts from a fixed position....

tayin appointment. designation. indication. pointing at. assignation. determination. investiture. moving. nomination. specific...

modernize To render modern; to adapt to modern person or things; to cause to conform to recent or present usage or taste. become t...

file A collection of related information stored on a computer Each document you create is stored in a file with its own filen...

iyimser optimistic. sanguine. optimist. optimistic nikbin....

uyumsuzluk disharmony discord discordance maladjustment clash disparity dissonance divided counsel inadaptability incompatiblity inconsistency inconsonance mismatch unconformity