 |
|
 |
| |
| İngilizce | Türkçe | | fell | (i)., (ing). kır; tepe (yalnız özel isimlerde).... |
| | vaticinate | f. kehanette bulunmak. vaticinal s. kehanet kabilinden. vaticina'tion i. kehanet.... |
| | sulfur , sulphur | i. kükürt, kıs. S ;lahana kelebeğine benzer sarı bir kelebek. flowers of sulfur kükürtçiçeği.... |
| | eurasia | (i.) Avrasya. Eurasian (s.),(i.) Avrupa ile Asya'ya ait; (i.) bir Avrupalı ile bir Asyalının evlenmesinden doğan çocuk.... |
| | procrastinate | f. sürüncemede bırakmak, ağırdan almak, geciktirmek; ertelemek, tehir etmek. procrasti- na'tion i. sürüncemede bırakma... |
|
|
|
 |
|
 |
|
|
 |
|
 |
| |
| Türkçe | İngilizce | | gem | A muffin.... |
| | şarap | bouquet. cobbler. wine.... |
| | kafes | cage. framework. hutch. lattice. screen. skeleton. skip. grating. grill. jail. clink. the cooler. the can.... |
| | kapış | grab. snatch. way of seizing. scramble.... |
| | övme | praising. praise. laudation. commendation. compliment. flattery. glorification. laud. plug. recommendation. tribute.... |
|
|
|
 |
|
 |
|