 |
|
 |
| |
| İngilizce | Türkçe | | stranger | i. yabancı; dışarıdan gelen kimse; tanınmamış kimse; bir işin yabancısı veya acemisi; huk. hakkı olmadan bir işe karı... |
| | swear | f. (swore, sworn) yeminle tasdik etmek; yemin ettirmek; yeminle vaat etmek; yemin etmek, ant içmek; huk. yeminle ifade... |
| | eggcup | (i). yumurtalık.... |
| | sledding | i. kaypaklık, kızağın kaymasına elverişli olma; nakliyat işlerinde kızak kullanma hard veya rough sledding müşkül durum... |
| | upsilon | i. Yunan alfabesinin yirminci harfi.... |
|
|
|
 |
|
 |
|
|
 |
|
 |
| |
| Türkçe | İngilizce | | parazit | parasital. parasitical. parasitic. parasite. interference. atmospherics. strays. noise. cestode. cestoid. helminth. verm... |
| | pandül | pendulum.... |
| | teveccüh | favor. kindness. favour.... |
| | nadir | That point of the heavens, or lower hemisphere, directly opposite the zenith; the inferior pole of the horizon; the poin... |
| | aerobik | aerobics.... |
|
|
|
 |
|
 |
|