 |
|
 |
| |
| İngilizce | Türkçe | | shot | (i)., (f). (ted, ting) içinde patlayıcı madde olmayan top güllesi; tüfek saçması; atış; kurşun menzili; erim, atım; ni... |
| | integral | s., i. bir bütünün ayrılmaz bir parçası olan, gerekli; bir birlik meydana getiren parçalardan oluşan; bütün, yekpare, b... |
| | stagestruck | s. aktörlük hevesine tamamen kapılmış.... |
| | unharness | f. (beygirden) koşum takımını çıkarmak.... |
| | concomitant | (s)., (i). bir arada vuku bulan, refakatinde olan, eşlik eden; birlikte bulunan; (i). tabii sonuç. concomitantly (z). ... |
|
|
|
 |
|
 |
|
|
 |
|
 |
| |
| Türkçe | İngilizce | | yargı | estimation. idea. opinion. court decision. judgment. verdict of jury. adjudication. award. decree. discernment. discreti... |
| | kulak tıkacı | toprak sahıbı zengın çıftçı. rus çıftlık sahıbı.... |
| | oditoryum | auditorium.... |
| | post | A newsgroup article Also, the act of sending an article to a newsgroup so that others can read and reply to it.... |
| | suçlanmak | to be accused. to be accused of. to be charged with.... |
|
|
|
 |
|
 |
|