| English | Türkçe | | 1-play | f .oynamak; eğlenmek; hareket etmek, sallanmak, kımıldanmak; çalgı çalmak; rol yapmak, temsil etmek, canlandırmak; kumar oynamak; su fışkırtmak (flskıye); hortumla fışkırtmak; ateş etmek (top); hareket ettirmek, gezdirmek; oyuna iştirak etmek. play at katılmak; yapar gibi görün - mek. play ball oyuna başlamak; işbirligi etmek. play down önemsememek. play both ends against the middle kendi çıkarı için başkalarını birbirine düşürmek. play fair hilesiz oynamak, doğru oynamak. play false hilekârlık etmek. play fast and loose kaygısızca hareket etmek. play havoc mah- vetmek. play high büyük kumar oynamak; briç karşısındakine kaybettirmek için yüksek değerli bir kart oynamak. play house evcilik oynamak. play into the hands of çıkar sağlayacak şekilde davranmak. play off berabere kalan bir oyunu sonradan tamamlamak. play on durmadan çalmak, çalmakta devam etmek. play on(veya) upon faydalanmak, istismar etmek. play politics siyasi çıkarlarına göre davranmak. play possum ölü veya uyuyor gibi davranmak. play second fiddle ikinci derecede rol oynamak. play the field birden fazla kimseyle aynı zamanda flört etmek. play the fool ahmakça davranmak. play the game dürüstçe hareket etmek. play the man erkekçe davranmak, mertçe hareket etmek. play the market spekülasyon yapmak. play up belirtmek, tebaruz ettirmek, üzerinde durmak. play up to yaltaklanmak. play with ile oynamak, kandırmak. play with oneself istimna etmek, kendi kendini tatmin etmek. played out bitkin bir hale gelmiş; işi bitmiş. | | 2-play-by-play | s. dakikası dakikasına veren. | | 3-player | i. oyuncu; aktör; çalgı çalan kimse, çalgıcı; eğlence ile vakit geçiren kimse; kumarbaz; (ing), (spor) profesyonel oyuncu; müzik aletini çalmak için kullanılan otomatik cihaz. player piano otomatik tertibatı bulunan piyano. | | 4-playfellow | i. oyun arkadaşı. | | 5-playful | s. oynamayı seven; şen, şakacı, latifeci. playfully z. şenlikle; şaka olarak. playfulness i. şen oluş, oyunculuk; şakacılık. | | 6-playlet | i. küçuk piyes. | | 7-playmate | i. oyun arkadaşı. | | 8-playtime | i. oyun zamanı, tatil saati. | | 9-play | i. oyun, eğlence; sahne oyunu, piyes; şaka, latife; fiil, hareket; oynama, faaliyet; davranış; işleme; ilgi; hareket serbestliği. a play on words kelime oyunu. at play oynamakta, oyunda. child's play çocuk oyunu; çok kolay iş. come into play meydana çıkmak, kullanılmaya başlamak, etkili olmak. fair play oyunun hakçası, doğru oyun. foul play hileli oyun; alçakçasına iş, suikast. in play oyunda (top); şaka olarak. make a play for k.dili kazanmaya çalışmak; ayartmaya çalışmak .out of play oyun dışı bırakılmış. | | 10-playgoer | i. tiyatro meraklısı . | | 11-playwright | i. piyes yazarı. | | 12-playbill | i. tiyatro afişi; oyun programı. | | 13-playhouse | i. tiyatro; çocukların içinde oynadıkları kuçük ev | | 14-playboy | i. ciddi bir işi olmayan ve zevk peşinde koşan erkek; mirasyedi erkek. | | 15-playground | i .oyun sahası. | | 16-playpen | i. küçük çocuklar için etrafı parmaklıklı oyun yeri, park. | | 17-plaything | i. oyuncak. | | 18-playable | s. oynanabilir; çalınabilir. | | 19-playback | i. banda aldıktan sonra sesi tekrarlama. | | 20-playing card | oyun kâğıdı, iskambil kâğıdı. | | 21-playoff | i., (spor) rovanş maçı. |
|