 |
|
 |
| |
| İngilizce | Türkçe | | themselves | (zam.) kendileri, kendilerini, kendilerine, kendilerinde.... |
| | infectious | s. bulaşıcı, sari; bulaştırıcı; bozucu, ifsat edici; başkalarına kolay geçen (gülme, neşe). infectiously z. bulaşıcı ol... |
| | imponderable | s., i. tartıya gelmez, ağırlığı olmayan, ölçülemez; i. önceden etkisi ölçülemeyen bir yan sebep.... |
| | armour | (bak). armor.... |
| | chrysobery! | (i). sarı veya yeşil renkte olan ve bazen de kuyumculukta kullanılan bir mineral.... |
|
|
|
 |
|
 |
|
|
 |
|
 |
| |
| Türkçe | İngilizce | | savcı | prosecutor. attorney general. public prosecutor.... |
| | seyreklik | infrequency.... |
| | aş | cooked food.... |
| | basil | any of several Old World tropical aromatic annual or perennial herbs of the genus Ocimum. the bishop of Caesarea who def... |
| | patent | A government grant giving an inventor the exclusive right to make or sell his or her invention for a term of years.... |
|
|
|
 |
|
 |
|