 |
|
 |
| |
| İngilizce | Türkçe | | distaste | (i)., (f). sevmeyiş, hoşlanmayış; (f). tadını beğenmemek, zevk almamak, hazzetmemek.... |
| | brindle | i. gri veya kahverengi zemin üstüne benekli veya çizgili renk karışımı; benekli veya çizgili hayvan. brindled s. benekli... |
| | weaken | f. zayıf düşürmek; zayıflatmak, zayıflamak; takatini kesmek, takati kesilmek; hafifletmek, hafiflemek; direnci azalmak... |
| | unscrew | f. vidalarını çıkarmak, gevşetmek.... |
| | import | i. ithal malı, yabancı memleketten getirtilen mal; anlam, mana; önem, ehemmiyet. imports and exports ithalât ve ihraca... |
|
|
|
 |
|
 |
|
|
 |
|
 |
| |
| Türkçe | İngilizce | | iştigal | being busy. occupying oneself.... |
| | harman yeri | thresher floor. stackyard.... |
| | hisli | sensitive. easily moved or affected.... |
| | yürütmek | make away with. prig. collar. filch. go through with. hold down. lift. nick. pilfer. prosecute. purloin. pursue. push. s... |
| | iflas | in carey street. bankruptcy. failure. insolvency. bust. crash. ruin. smash. smash-up.... |
|
|
|
 |
|
 |
|