 |
|
 |
| |
| İngilizce | Türkçe | | unload | f. yükünü boşaltmak; yükunu kaldırmak; boşaltmak (silâh); derdini dökmek, açılmak; eldeki malı satarak elden çıkarmak.... |
| | bell | f., i. çıngırak veya zil takmak; böğürmek, bağırmak (geyik v.b.); çan şekline girmek; i. kösnüme devresinde geyiklerin ç... |
| | falcon | (i). şahin, sungur, doğan. falconer (i). şahinci, doğancı, avcı. falconry (i). şahin veya doğan ile avlanma; doğancılık,... |
| | flexure | (i). eğrilik, bükülme, dirsek, katlanma; kuş kanadının son mafsalı.... |
| | harelip | (i.) yarık dudak, tavşandudağı .... |
|
|
|
 |
|
 |
|
|
 |
|
 |
| |
| Türkçe | İngilizce | | erişte | homemade macaroni. noodle.... |
| | soruşturmacı | inquirer. investigator. examiner. tester. inspector. scrutinizer.... |
| | muştulamak | to tell the good news.... |
| | sim | tinsel.... |
| | daha uzak | farther. further.... |
|
|
|
 |
|
 |
|