| English | Türkçe |
| reason | (f.) usa vurmak, uslamlamak, muhakeme etmek; sonuç çıkarmak, anlamak; münakaşa etmek, müzakere etmek. reason out sonuc... |
|
| hail | (i.), (f.) dolu; dolu gibi yağan şey; (f.) dolu halinde yağmak veya yağdırmak; hızlı ve şiddetli gelmek (söz, yumruk). ... |
|
| kalei doscopic | s kaleydoskopa ait; çok değişen.... |
|
| discombobulate | (f)., (A.B.D)., argo Arap saçı gibi karıştırmak, altüst etmek.... |
|
| squeaky | s. cızırtılı, gıcırtılı. squeakily z. gıcırdayarak. squeakiness i. gıcırdama.... |
|
| presupposition | i.önceden farzedilen şey.... |
|
| senna | i. sinameki, bot. Cassia; sinamekinin iç sürdürücü olarak kullanılan yaprakları.... |
|
| flinch | (f)., (i). çekinmek kaçınmak; (i). çekinme, kaçınma; bir çeşit iskambil oyunu.... |
|
| gondola | (i.) gondol; Kuzey Amerika'ya mahsus dibi düz bir mavna; yolcular için balona takılan vagon; (d.y.) üstü açık yük vag... |
|
| genesis | hilkat yaratılış meydana gelme başlangıç mebde menşe Tekvin |
|