 |
|
 |
| |
| İngilizce | Türkçe | | begrudge | f. çok görmek, gözü kalmak, haset etmek; vermek istememek. be grudging s. kıskanan. begrudgingly kıskanarak.... |
| | pretender | i. hakkı olmadan bir şeyi isteyen kimse, özellikle krallık tahtında hak iddia eden kimse.... |
| | hinge | (i)., (f). menteşe, reze; dayanak noktası, destek, esas; midye gibi hayvanların kabuğunda mafsal; (f). menteşe takmak; ... |
| | gospodin | (i.), Ru. bay (ecnebiler için).... |
| | unceasing | s. devamlı, aralıksız, fasılasız; sonsuz, ebedi.... |
|
|
|
 |
|
 |
|
|
 |
|
 |
| |
| Türkçe | İngilizce | | ayrılaşmak | to become outstanding.... |
| | muallak | hung. suspended.... |
| | yufka yürekli | softhearted.... |
| | inatçılık | stubbornness. obstinacy. obduracy. stiffness. contrariness. cussedness. dourness. hardness. indocility. intractability. ... |
| | mine | To form subterraneous tunnel or hole; to form a burrow or lodge in the earth; as, the mining cony.... |
|
|
|
 |
|
 |
|