 |
|
 |
| |
| İngilizce | Türkçe | | flame | (f). alevlenmek, alev çıkarmak, alev alev yanmak; (mec). alevlenmek, yanmak, tutuşmak; öfkelenmek; parlamak, alev gibi... |
| | envy | i. gıpta, imrenme; kıskançlık, haset; gıpta edilen kimse veya şey. be green with envy aşırı derecede kıskanmak.... |
| | cretaceous | (s). tebeşirli, tebeşirle dolu; (jeol). ikinci zamanın son kısmı, kretas.... |
| | discriminative | (s). ince farkları görebilen, fark gözeten.... |
| | fall | (i). düşüş, düşme, sukut, iniş; sarkma;yıkılma, çökme, inkıraz; yağış; bir defada yağan yağmur miktarı, düşüş mesafesi, ... |
|
|
|
 |
|
 |
|
|
 |
|
 |
| |
| Türkçe | İngilizce | | sipariş | order. commission. indent.... |
| | slip | A long seat or narrow pew in churches, often without a door.... |
| | vezir | queen. vizier.... |
| | vida | screw. thread. bolt. worm.... |
| | ihracat | export. exportation. export.... |
|
|
|
 |
|
 |
|