| English | Türkçe | | moose | i. çok iri ve yassı boynuzlu bir çeşit geyik, zool. Alces americana.... |
| | cologne | (i). kolonya; (b.h). Kolonya şehri, Köln.... |
| | speaker | i. konuşan veya söyleyen kimse; spiker; sözcü; hatip; meclis başkanı. speakership i. meclis başkanlığı.... |
| | wear | i. dayanıklılık, dayanma; aşınma, yıpranma, eskime; giysi, elbise. the worse for wear eskimiş, çok kullanıldığı belli.... |
| | racket | i. gürültü, patırtı, şamata, velvele: karışıklık: k.dili haraççılık, para sızdırma düzeni: argo meslek, iş. rackety s. ... |
| | protuberate | f. şişmek, dışarı uğramak, yumrulanmak.... |
| | classicist | (i). klasik üslup taraftan; klasik sanat veya edebiyat bilgini.... |
| | amalgamate | (f). cıva ile başka bir madeni birbirine karıştırmak: karıştırmak; karışmak, bileşmek. amalgama'tion (i). cıva ile... |
| | circa | (edat)., (z)., (kıs. ca.,c veya c). dolaylarında, takriben, aşağı yukarı.... |
| | pluvial | yağmurla ilgili yağmurlu jeol yağmurun etkisiyle meydana gelmiş pluvious yağmurla ilgili yağmurlu |
|
|