 |
|
 |
| |
| İngilizce | Türkçe | | phonoscope | i. ses dalgalarını gözle görülen şekiller halinde kaydeden alet.... |
| | argus | (i)., (mit). Zeus'un yüz gözlü oğlu; uyanık adam, açıkgöz kimse. Arguseyed (s). uyanık, tetikte olan, açıkgöz.... |
| | counterbalance | (f)., (i). eşit kuvvetle karşı koymak; telâfi etmek; denkleştirmek; (i). karşılık, eş ağırlık.... |
| | tacky | s. yapışkan (boya, zamk).... |
| | stark | s., z. süssüz, sade; bütün bütün, tam; katı, kaskatı kesilmiş (ölü gibi); şiddetli, fırtınalı; suratsız, sert; anadan do... |
|
|
|
 |
|
 |
|
|
 |
|
 |
| |
| Türkçe | İngilizce | | pare | To remove the peel or outer covering from a fruit or vegetable with a knife. 'No, really, it was a fun evening really '.... |
| | ilk elden | firsthand.... |
| | çıkarım | inference.... |
| | kahpe felek | fickle fortune.... |
| | supap | clack. cap. inlet. valve.... |
|
|
|
 |
|
 |
|