 |
|
 |
| |
| İngilizce | Türkçe | | consubstantiate | (f). aynı cevherle birleştirmek; aynı esasa dayandığını farz etmek.... |
| | obligation | (i.) mecburiyet, yüküm, zor; (huk.) senet, borç; farz, ödev, yüküm. Iaw of obligations borçlar hukuku.... |
| | procrustes | i., Yu. mit. boylarını yatağına uydurmak için misafirlerinin kol ve bacaklarını çekip uzatan veya kırıp kısaltan efsan... |
| | mill | f. değirmende öğütmek, çekmek; değirmenden geçirmek; (paranın kenarını) diş diş yapmak; dövüp köpürtmek (çikolata v.b.... |
| | ordnance | i. savaş gereçleri; ağır çaplı toplar; askeri gereç ve silahlar dairesi.... |
|
|
|
 |
|
 |
|
|
 |
|
 |
| |
| Türkçe | İngilizce | | yansıtıcı | reflector. reflective. epidiascope.... |
| | ip | Internet Protocol The Internet protocol defines how information travels between systems across the Internet.... |
| | işitmezlik | not hearing. pretending not to hear.... |
| | kaldırım | sidewalk. side walk. pavement. paving. walkway. footpath. footway.... |
| | küstahça | presumptiously.... |
|
|
|
 |
|
 |
|