 |
|
 |
| |
| İngilizce | Türkçe | | unequal | s. eşitsiz, eşit olmayan; düzensiz; to (ile) yetersiz; haksız, adalete aykırı; birbirinden farklı, aynı vasıfta olmaya... |
| | pallet | i. ot şilte, ot minder.... |
| | newel | i., mim. sarmal merdivenin orta direği; tırabzanın başındaki veya dibindeki direk. newel post tırabzan babası. New En... |
| | vapor , ing. vapour | i., f. buhar, buğu, duman; gaz haline gelmiş madde; geçici şey; uçucu şey; çoğ, (eski) karasevda; f. buhar çıkarmak; b... |
| | decency | (i). terbiye, edep, nezaket; ıIımlılık, itidal; kanunlara uyma; iffet, namus; bu şekilde yapılan herhangi bir iş veya da... |
|
|
|
 |
|
 |
|
|
 |
|
 |
| |
| Türkçe | İngilizce | | salam | salami.... |
| | fen | A type of wetland that accumulates peat deposits Fens are less acidic than bogs, deriving most of their water from groun... |
| | aydınlatmak | clarify. elucidate. enlighten. illuminate. irradiate. lighten.... |
| | tonoz | vault. beach gear. ground gear. ground tackle.... |
| | avcı | hunter. trapper. huntsman. skirmisher.... |
|
|
|
 |
|
 |
|