 |
|
 |
| |
| İngilizce | Türkçe | | haik | (i.) Arapların başları ile beraber vücutlarına sarındıkları kumaş, ihram, çarsaf.... |
| | baby- sit | (f)., ABD ana babanın evde olmadıgı zaman çocuğa (çoğu zaman birgece için) bakmak. baby sitter çocuk bakıcısı.... |
| | conversable | (s). hakkında konuşulabilir; sohbeti tatlı.... |
| | wise | f., (argo) haberdar etmek, bilgi vermek. wise up (argo) aklını başına toplamak, hizaya gelmek; akıllanmak. Wise up! Sa... |
| | edgeways, edgewise | (z). kenarı üste gelecek şekilde, yan yan, yandan . not be able to get a word in edgeways karşısındakinin fazla konuşm... |
|
|
|
 |
|
 |
|
|
 |
|
 |
| |
| Türkçe | İngilizce | | sara | Superfund Amendments and Reauthorization Act of 1986.... |
| | sarraflık | money- changer's business. money changing.... |
| | şalvar | baggy trousers. pyjamas pajamas.... |
| | yığın | bulk. mass. stack. agglomeration. aggregation. batch. bed. bundle. chunk. clutter. collection. crowd. flock. heap. hill.... |
| | şimdiki | current. immediate. present.... |
|
|
|
 |
|
 |
|