 |
|
 |
| |
| İngilizce | Türkçe | | nolocontendere | (Lat.), (huk.) suç isnadına itiraz etmiyorum (sanığın suçu üstüne almadan cezayı kabul etmesi halinde kullanılan tabi... |
| | arglentiferous | (s). içinde gümüş bulunan.... |
| | pore | i. gözenek, mesame; herhangi bir katı cismin üzerindeki deliklerden her biri.... |
| | conveyer, conveyor | (i). nakledici şey veya kimse. conveyor belt taşıyıcı kayış.... |
| | pannier | i. erzak taşımaya mahsus küfe; eskiden kalçaları yüksek göstermek için kadın etekliğine konan balina kemiğinden yapılm... |
|
|
|
 |
|
 |
|
|
 |
|
 |
| |
| Türkçe | İngilizce | | gurbet | foreign land. place far from one's home.... |
| | soprano | The highest female vocal range, above alto.... |
| | lot | A measured parcel of land having fixed boundaries.... |
| | izlemek | follow in smb.'s wake. follow. follow up. trace. track. pursue. chase. watch. observe. give chase. come on. dog. eye. go... |
| | diyanet | religious. religion.... |
|
|
|
 |
|
 |
|