| Son aradıklarım / My last searchs |
|
|
|
| English | Türkçe | | flatways | (z). yassılamasına, düz, düzlemesine.... |
| | hulk | i., f. kullanılmaz hale gelmiş gemi teknesi, hurda gemi; çok büyük ve kaba gemi; iri ve hantal kimse veya şey; f. up i... |
| | universe | i. evren, kâinat, âlem, cihan.... |
| | introspect | (f.) kendi düşünce veya hislerini tahlil etmek. introspection (i.) kendi düşünce ve hislerini tetkik ve tahlil etme, ... |
| | sempiternal | s. ebedi baki daimi. sempiternity i. ebediyet, sonsuzluk.... |
| | stvitussdance | tıb. kore hastalığı.... |
| | scylla | i., mit. İtalyan sahilinde ve Charybdis girdabı karşısında tehlikeli bir kaya, bak. Charybdis: altı başlı olduğu farz ... |
| | crusade | (i)., (f). haçlı seferi; din uğruna yapılan savaş, cihat; kampanya, hararetli mücadele; (f). bu gibi bir mücadeleye katı... |
| | booze | ing. booze, boose, bouse (buz) i., f., k.dili alkollü içki; içki alemi; f. kafayı çekmek, içmek. boozer i. ayyaş kimse.... |
| | camper | kamp yapan kimse içinde oturulup yatılabilen araba |
|
|
| Türkçe | English | | tutkun | passionately in love with. attached. captive / n ,. stuck on.... |
| | lotus | native to eastern Asia; widely cultivated for its large pink or white flowers. annual or perennial herbs or subshrubs. w... |
| | kabiliyetli | intelligent. capable. talented. gifted. skillful.... |
| | oransız | disproportional.... |
| | gıdıklanmak | to have a tickling sensation. to be tickled. to have tickling sensation. to tickle. to be ticklish.... |
| | tender | An offer which incorporates the sum of money, time and other conditions required to carry out the contract obligations i... |
| | tekme | kick. boot.... |
| | patron | An advocate or pleader.... |
| | örtülmek | to be covered. to be veiled.... |
| | otoklav | autoclave |
|
|
|