 |
|
 |
| |
| İngilizce | Türkçe | | effusive | (s). bol miktarda dökülen, akan, taşan; coşkun, heyecanlı, taşkın; (jeol). volkanik kayaların yer yüzeyinde katılaşmas... |
| | cocktail | (i). güdük kuyruklu at; saf kan olmayan at; asil diye geçinen kimse.... |
| | crimson | (s)., (i)., (f). koyu kırmızı; (i). kırmızı boya; (f). koyu kırmızıya boyamak; kıpkırmızı olmak, kızarmak.... |
| | jodhpurs | i., çoğ. ata binerken giyilen ve dizden aşağısı sıkı oturan pantolon, potur.... |
| | pecan | i. Güney A.B.D.'ye mahsus ve cevize benzer bir ağaç, bot. Carya illinoensis; bu ağacın meyvası.... |
|
|
|
 |
|
 |
|
|
 |
|
 |
| |
| Türkçe | İngilizce | | acıkmak | get hungry. feel hungry. be hungry. feel hollow. feel peckish.... |
| | değil | ain't. not. no. not a. un-.... |
| | Esperanto | esperanto.... |
| | cetvel | ruler. scale. table. tabulated list. register. schedule. column in a list. graduator. sluiceway. ditch. sluice. deposit ... |
| | vicahen | face-to-face.... |
|
|
|
 |
|
 |
|