| English | Türkçe | | dilatory | (s). işini sonraya bırakan, ağırdan alan, sürüncemede bırakan; ağır, üşenen. dilatorily (z). ağırdan alarak, üşenerek,... |
| | board | f. tahta döşemek, tahta ile kaplamak; para karşılığında yiyecek içecek temin etmek; (vapur veya trene) binmek; pansiy... |
| | knickers | (i.) golf pantolonu; (İng.) dizde büzülen kadın donu.... |
| | doyen | (i). bir grubun en yaşlı veya en kıdemli üyesi.... |
| | whilom | z., s., (eski) vaktiyle, evvelce, önceleri; s. sabık, eski.... |
| | exiguity | (i.) azlık, kıtlık, yoksunluk.... |
| | downpour | (i). şiddetli yağmur, sağanak.... |
| | negus | i. Habeşistan hükümdarı, Negüs.... |
| | excruciate | (f.) eza etmek, üzmek, ıstırap vermek, işkence etmek, acıtmak. excruciating (s.) eza verici, işkence edici. excrucia'tio... |
| | fast | oruç tutmak perhiz etmek oruç perhiz oruç süresi fast day oruç günü perhiz günü break one's fast orucu açmak oruç bozmak perhiz bozmak kahvaltı etmek |
|
|