| English | Türkçe | | large | (s.), (i.) büyük, geniş, cesim, azim, iri, vasi; bol, çok, külliyetli, mebzul; (den.) pupadan gelen (rüzgar);serbest; (... |
| | beelzebub | i. şeytan, şeytanların başı, iblis.... |
| | buggy | s. böcekli; ing. tahtakurusuyla dolu.... |
| | caravansary, caravanserai | (i). kervansaray, büyük yolcu hanı veya otel.... |
| | partisan , partizan | i., s. partizan, taraftar; ask. gerillacı, çeteci; s. partizanla ilgili. partisanship, partizanship i. partizanlık, ta... |
| | sizable | s. büyücek, oldukça iri, hacimli.... |
| | cockchafer | (i). mayısböceği, (zool). Melolontha vulgaris.... |
| | taproot | i. bitkinin toprağa inen ana kökü.... |
| | feather | (i). tüy, kuş tüyü; okun arka ucundaki tüy, yelek; püskül. feather bed kuş tüyü yatak. a feather in one's cap iftihar... |
| | clairvoyance | gözle görülmeyen şeyleri görme kudreti basiret başkalannın zihninden geçenleri okuma hassası gaipten haber verme |
|
|