eniyisozluk.com

ç ğ ı ö ş ü

Sonuçlar

Türkçe English
1-elan enthusiastic and assured vigor and liveliness; 'a performance of great elan and sophistication'.
2-elan Emulated LAN.
3-elan A two-seater roadster produced by Lotus from 1964 to 1974. from. a feeling of strong eagerness ; 'they were imbued with a revolutionary ardor'; 'he felt a kind of religious zeal'. distinctive and stylish elegance; 'he wooed her with the confident dash of a cavalry officer'. enthusiastic and assured vigor and liveliness; 'a performance of great elan and sophistication'.
4-elan get-up-and-go , brio , elan , pep , verve , vigor , vigour , vim , vims , zest.
5-elan Emulated Local Area Network: A logical network initiated by using the mechanisms defined by LAN Emulation This could include ATM and legacy attached end stations.
6-elan Emulated Local Area Network, a logical network initiated by using the mechanisms defined by LAN Emulation This could include ATM and legacy attached end stations. emulated local area network. an extended local area network; a network of smaller computer networks which share a common backbone, often a part of a larger Internet.



  Son aradıklarım / My last searchs
  Son arananlar / Last searchs
şüğEng > Tr16:44:50
ALİŞEng > Tr16:44:07
ğıöüçğıöşEng > Tr16:43:00
skullcapEng > Tr15:32:56
force majorEng > Tr12:50:24
forcemajorEng > Tr12:50:16
paskalEng > Tr12:33:59
ilginçTr > Eng02:16:51
womanEng > Tr17:18:17
SCORPION KINGEng > Tr17:08:42
  En çok arananlar / Hit searchs
barışmak istiyorumTr >> Eng1
barışmak istiyorumEng >> Tr1
LOVEEng >> Tr1
I LOVE YOUEng >> Tr1
youEng >> Tr1
senTr >> Eng1
theEng >> Tr1
mantarTr >> Eng1
mankeyEng >> Tr1
ballEng >> Tr1



English Türkçe
instauration i.,( eski) yenileme, tazeleme, onarma....

entice f. ayartmak. enticement i. kandırma, baştan çıkarma, ayartma. enticing s. ayartan, baştan çıkaran....

lactate (i.), (f.) laktik asidin tuzu veya esteri; (f.) süt hasıl etmek; meme vermek, emzirmek....

stodgy s. ağır, sönük, cansız, adi; tok; fazla dolu; hazmı güç; kısa, bodur....

hobnail (i). iri başlı kısa çivi, ayakkabının altınaa vurulan iri başlı çivi, kabara....

deuce (i)., iskambil ikili; zarda dü; teniste düs, berabere; (k).dili kör talih, kör şeytan. deuce of a time sıkıntılı zaman...

lithotomy i., tıb. mesaneden taş çıkarma ameliyatı. lithotomic(al) s bu ameliyata ait.lithot'omist i. bu ameliyatı yapan cerrah. ...

blindfold f., s., i. gözlerini bağlamak; salim kafayla düşünmesini engellemek; s. gözü bağlı; düşüncesiz, körü körüne olan; i. göz...

bambino (i). bebek, çocuk; sanat eserlerinde isa'yı temsil eden çocuk tasviri....

john Yuhanna Yahya John Bull millet veya fert olarak İngilizlere verilen isim John Barleycorn şaka içki viski John Doe huk nazari bir davada davacıyı belirleyen ve eskiden kullanılan Zeyd'' veya Amr gibi filan manasına gelen isim John Dory dülgerbalığı zool Zeus faber John Law argo polis slang fruko aynasız John Smith alelade adam herhangi bir kimse

TürkçeEnglish
haritacı cartographer....

arkada behind. rearward. on the reverse....

sigortacılık insurance. selling insurance....

çanak bowl. pot. calix. calyx....

merkezkaç centrifugal. centrifugal santrifüj....

ne Ground, lay down. rve:....

ana düşünce keynote....

vatandaşlık citizenship....

çeşitlemek to diversify....

açıklamalı annotated annotation