 |
|
 |
| |
| İngilizce | Türkçe | | dare | (f)., (i). cesaret etmek, cüret etmek, kalkışmak; meydan okumak; (i). meydan okuma. daredevil (i). gözüpek kimse, hadd... |
| | lag | (i.), (f.) (ged, ging) kazan veya kemeri kaplamak için kullanılan dar tahta; (f.) böyle parçalarla kaplamak.... |
| | fathom | (f). iskandil etmek; etraflıca anlamak. fathomable (s). anlaşılabilir; iskandil olunabilir. fathomless (s). dibine erişi... |
| | incidental | s. rastlantıya bağlı, tesadüfi; arızi, dıştan gelen; doğal olarak takip eden. incidentally z. tesadüfen; fazladan; akl... |
| | parkinson'sdisease , parkinsonism | i. ellerin titremesi ve yüz kasla rındaki kontrolün kaybolması ile belirlenen sinir hastalığı.... |
|
|
|
 |
|
 |
|
|
 |
|
 |
| |
| Türkçe | İngilizce | | ultramodern | extremely modern; 'Dadism and ultramodern art'.... |
| | garabet | strangeness. singularity. freak.... |
| | üç katlı | three decker.... |
| | sine | The perpendicular itself.... |
| | patent | Open; expanded; evident; apparent; unconcealed; manifest; public; conspicuous.... |
|
|
|
 |
|
 |
|