| English | Türkçe | | wave | f. dalgalanmak; sallanmak; sallamak; dalgalandırmak, dalga dalga etmek. ondüle yapmak; harelemek; elle işaret etmek. w... |
| | shudder | (f)., (i). tüyleri ürpermek, titremek (soğuk veya korkudan); (i). korkudan tüylerin diken diken olması; titreme. I shud... |
| | straightforward | s. doğru sözlü, dobra dobra söyleyen, dürüst, açık sözlü. straightforwardly z. açıkça, dürüst bir şekilde, dobra dobr... |
| | varnish | i., f. vernik, cila; yapmacık, yapma kibarlık; f. cilalamak, verniklemek; görünüşte süslemek, içyüzünü gizlemek.... |
| | gully | (i.), (f.) sel ve yağmur suyu ile açılmış dere; (f.) aşınma ile çukur açmak veya açılmak .... |
| | urine | i. idrar, sidik.... |
| | wellwisher | i. başkasının iyiliğini isteyen kimse.... |
| | puree | i., Fr. püre, ezme; koyu pişmiş et ve sebze çorbası.... |
| | lenity | i. yumuşaklık, yumuşak huyluluk, şefkat.... |
| | outstanding | önemli göze çarpan kalmış borç |
|
|