 |
|
 |
| |
| İngilizce | Türkçe | | sledding | i. kaypaklık, kızağın kaymasına elverişli olma; nakliyat işlerinde kızak kullanma hard veya rough sledding müşkül durum... |
| | spinning | i., s. eğirme, bükme; s. eğiren. spinning frame eğirme tezgâhı. spinning jenny iplik eğirme makinası, çıkrık makinası... |
| | sideline | i., f. asıl mesleğinden ayrı meşguliyet sahası; tali hat; sporda kenar çizgisi; sorumlu olmayan bir kimsenin görüşü; f... |
| | trabeate , ated | s., mim. sütun pervazlı, sacaklıklı... |
| | conjure | (f). büyü yoluyla (ruh veya cin) çağırmak. conjure up büyü kuvvetiyle meydana koymak ; zihinde bir fikir veya hayal uya... |
|
|
|
 |
|
 |
|
|
 |
|
 |
| |
| Türkçe | İngilizce | | ayıklanmak | to be sorted out. to be cleaned. to be shelled.... |
| | legato | Smooth and connected; opposite of staccato.... |
| | çıkan | outgoing. rising. resultant. subtrahend.... |
| | dericilik | leather trade. skin dressing. tannery. tanning. tanning industry.... |
| | slip | To move or fly ; to shoot; often with out, off, etc.; as, a bone may slip out of its place.... |
|
|
|
 |
|
 |
|