 |
|
 |
| |
| İngilizce | Türkçe | | accelerate | (f). hızlandırmak, süratlendirmek , tacil etmek, hızlanmak, sürat kazanmak accelera'tion (i). hızlandırma, tacil et... |
| | consequent | (s). (i). neticesi olan; bağlı, tabi; takip eden; (jeol). toprağın asıl meyline göre akan; (i)., (man). istidlâl, netic... |
| | nonjoinder | (i.), (huk.) davaya katılması gereken bir kimsenin dışta bırakıması.... |
| | mediator | i. arabulucu aracı, uzlaçtırıcı kimse; şefaatçi. mediatorship i. aracılık, arabuluculuk, uzlaştırma: şefaat, şefaatç... |
| | cosmopolite | (i). kozmopolit kimse, dünya vatandaşı; dünyanın birçok kısımlarında rastlanan hayvan veya fidan.... |
|
|
|
 |
|
 |
|
|
 |
|
 |
| |
| Türkçe | İngilizce | | huzur | peace of mind. freedom from anxiety. repose. quiet. comfort. presence (of another. attendance. presence of an excellent ... |
| | pastacı | pastry seller. confectioner. pastrycook.... |
| | düşsel | fictional. romantic. surreal. visionary.... |
| | hantallık | gawkiness.... |
| | malt | Barley or other grain that has been malted.... |
|
|
|
 |
|
 |
|