| English | Türkçe |
| rush | i. koşma, acele etme; hücum, hamle, hız; hızlı hareket; üşüşme rush hour işin veya trafiğin en sıkışık olduğu zaman. ru... |
|
| mascot | i. uğur getirdiği farz olunan hayvan ile eşya veya kimse, maskot.... |
|
| pled | bak. plead.... |
|
| jew | i. Yahudi. Jewbaiting i. Yahudilere eza etme. jew's-harp i. dişlerin arasına sıkıştırılarak çalınan ufak bir çalgı, ağı... |
|
| living | s. yaşayan, canlı, diri, sağ; canlandırıcı; yaşayanlara ait; zinde, kuvvetli, faal; tıpkı. living language yaşayan dil... |
|
| terminative | (s.) bitiren, son veren; kesin, nihai. terminatively (z.) son vererek.... |
|
| bromic acid | kim. bromür asidi, asit bromik.... |
|
| jangle | (f.), (i.) ahenksiz ses çıkarmak; kavga etmek, çekişmek; (i.) ahenksiz ses; gürültü.... |
|
| rove beetle | kalkık kuyruk, zool. Ocypus olens.... |
|
| pain | ağrı acı sel dert keder elem ıstırap azap çoğ özen ihtimam itina zahmet meşakkat çoğ doğum sancıları on pain of cezasıyle take pains zahmet çekmek dikkat etmek |
|