 |
|
 |
| |
| İngilizce | Türkçe | | breed | f., i. doğurmak, yavrulamak; çiftleştirmek, üretmek; özel olarak yetiştirmek; sebep olmak, hâsıl etmek, kaynak teşkil et... |
| | becloud | (f). bulutlandırmak, karartmak; kaplamak; içinden çıkılması zor hale getirmek.... |
| | strangury | i., tıb. idrar zorluğu; bot. fidanı çok sıkı bağlamaktan ileri gelen normal üstü şişkinlik veya hastalık.... |
| | trueblue | i. sadakat belirtisi sayılan mavi renk.... |
| | lech | f., i. şehvetli olmak; i. sekse düşkün adam; şehvet.... |
|
|
|
 |
|
 |
|
|
 |
|
 |
| |
| Türkçe | İngilizce | | zerzevatçı | vegetable seller. greengrocer.... |
| | hazırcevap | quick at repartee. witty. good at repartee. quick-witted.... |
| | öykücü | story teller. short-story writer.... |
| | ha | When repeated, ha, ha, it is an expression of laughter, satisfaction, or triumph, sometimes of derisive laughter; or som... |
| | hademe | person who does cleaning and runs errands (in a school or goverment office. bulldog. commissionnaire. office boy. ward o... |
|
|
|
 |
|
 |
|