cons

Anasayfa | EniyiSozluk.com'u açılış sayfanız yapın! | Sık Kullanılanlara Ekleyin!
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
Çeviri
Sözlük
Alfabeler
Büyük Türkçe Sözlük
Sesli Türkçe Sözlük
Kişi Adları Sözlüğü
Türk Lehçeleri Sözlüğü
Türkçede Batı Kökenli Kelimeler
Kelimeler Sözlüğü
Türkiye Türkçesi Ağızı Sözlüğü
Terimler Sözlüğü
 
 
 
 
 
 
 
 
  Son aradıklarım / My last searchs
 
 
 
  ahmet kaya  
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
Kelime (Word) Kaynak (From) Hedef (To)
ç ğ ı ö ş ü ß
 
 
 
 
İngilizce Türkçe
1-conscience (i). vicdan; vicdanlılık. conscience clause vicdana riayet etmek şartıyla manasında bir ant veya kanuna ilave edilen cümle. conscience money vicdanı rahatlatmak için verilen para. conscience-smitten (s). vicdanı azap içinde olan. clear conscience vicdan rahatlığı. guilty conscience vicdan azabı. in all conscience vicdanen ; mutlaka. on one's conscience vicdanını rahatsız eden.
2-consensus (i). fikir veya oy birliği, umumun fikri; (biyol). uzuvların ahenkle işlemesi.
3-consideration (i). saygı, düşünce; gözönüne alma; karşılık, bedel; önem, ehemmiyet; itibar, saygınlık; (huk). borsada verilen pey akçesi. for a consideration para mukabilinde. in consideration of sebebiyle, itibariyle, hasebiyle; karşılığında. take into consideration göz önünde bulundurmak, hesaba katmak, düşünmek. under consideration gözden geçirilmekte, tetkik edilmekte.
4-consolidation (i). birlik, birleşme, birleştirme, sağlamlaştırma, takviye; borçları birleştirme.
5-consonant (i)., (s). konson, sessiz harf; (s)., to veya with ile uygun; aynı seslere sahip olan, ahenkli.
6-conspectus (i). taslak, umumi plan; özet, hulasa.
7-constantsa, constanta (i). Köstence.
8-constituency (i). bir seçim bölgesindeki seçmenler; seçime iştirak edenler; seçimle ilgili olanlar; seçim bölgesi.
9-construct (f). yapmak, bina etmek, kurmak, tertip etmek; geometrik olarak çizrnek, resmetmek.
10-constructive (s). yapıcı, müspet, olumlu; yapısal; (huk). kanunen var sayılan.
11-consult (f). danışmak, baş vurmak, müracaat etmek, sormak; göz önünde tutmak, hesaba katmak; istişare etmek. consultant (i). müşavir, danışman, rehber.
12-consumable (s). tüketilir, istihlak edilir, yanması mümkün; sarfolunur, kullanılır.
13-conscionable (s). vicdana uygun, dürüst, adil.
14-consequence (i). sonuç, netice, akibet; eser, semere; ehemmiyet, önem. in consequence of neticesinde, sebebiyle. of no consequence önemsiz. take the consequences cezasını çekmek.
15-conservatory (i). Iimonluk.
16-conserve (f). korumak, muhafaza etmek; ÅŸeker ile muhafaza etmek, konserve yapmak.
17-consociate (f). ortak olmak.
18-consolable (s). tesellisi mümkün.
19-consortium (i). konsorsiyum; (huk). erkek veya kadının evlilikteki hakları.
20-conspicuous (s). göze çarpan, aşikar, bariz, dikkati çeken.
21-consternation (i). şaşkınlık, hayret, korku, dehşet.
22-construction (i). inşaat, yapı; inşa tarzı; yorumlama, tefsir; (gram). yapı, inşa, tertip; geometrik şeklin çizilişi, çizim. construction drawing proje çizimi. bear a construction belli bir anlam taşımak.
23-consequential (s). önemli ehemmiyetli, kibirli, azametli; neticesinde meydana gelen , -den çıkan. consequentially (z). netice itibariyle.
24-conspire (f). fesat maksadı ile gizli ittifak yapmak, suikast hazırlamak; elbirliği ile çalışmak; anlaşmak.
25-conscript (f). kur'a neferi kaydetmek, askere çağırmak.
26-consecution (i). birbirini takip etme, peÅŸpeÅŸe olma; dizi.
27-consensual (s)., (huk). tarafların rızasıyla gayri resmi surette akdedilmiş (mukavele); (biyol). bilinçli hareketlerin uyardığı içgüdüsel ve tepkisel hareketleri belirten; (psik). his veya şuurla beraber giden gayri ihtiyari (hareket).
28-consequently (z). netice olarak, binaenaleyh, bu sebeple.
29-conserve (i). reçel, konserve.
30-consomme (i)., (Fr). konsome, et suyu.
31-consort (i). arkadaş; eş, karı, koca; (den). yoldaş gemi; eski birleşme, ahenkli olma. prince consort hükümdarlık eden kraliçenin kocası. queen consort kralın karısı.
32-conspirator (i). suikastçı.
33-consul (i). konsolos; (eski Roma'da) konsül. consul general başkonsolos. vice consul konsolos muavini. consular (s). konsolosa ait ; konsüle ait. consular agent fahri konsolos. consulate (i). konsolosluk, konsoloshane.
34-conscript (s)., (i). askere alınmış; (i). askere alınmış nefer, kur'a neferi.
35-consentient (s). razı, muvafık birbirine uygun.
36-consider (f). düşünmek; göz önünde tutmak; üzerinde düşünmek; mütalaa etmek, dikkate almak; saymak, hürmet etmek; merhamet etmek ; farz etmek. all things considered enine boyuna düşünülürse. not worth considering kale alınmaz, lafını etmeye değmez.
37-consign (f). göndermek, tahsis etmek, vermek, teslim etmek, tevdi etmek, emanet etmek. consignee (i). kendisine mal gönderilen kimse. consignment (i). mal gönderme, sevkiyat; gönderilen mal. on consignment konsiye olarak.
38-consols (i)., (ing). devlet tahvilatı.
39-constant (s)., (i). değişmez; sürekli, devamlı, sabit, daimi; sadık; (i). sabit olan şey; (mat). konstant, sabite. constantly (z). daima, hiç durmadan, biteviye.
40-constructionist (i). kanun tefsircisi.
41-consubstantial (s). özleri bir olan, aynı tabiattan. consubstantial'ity (i). cevher birliği.
42-consumedly (z). çok fazla, yanarcasına.
43-conscientious (s). vicdanlı,vicdan sahibi, dürüst, insaflı; dikkatli; çalışkan. conscientious objector (kıs CO) vicdani ve dini inançlarına aykırı olduğunu ileri sürerek askerlik hizmetini ifa etmeyi reddeden kimse. conscientiously (z). vicdani olarak; dikkatle.
44-consecration (i). takdis ve tahsis merasimi; kendini adama, vakfetme, takdis, tahsis, ithaf.
45-considerate (s). düşünceli, saygılı, hürmetkar; nazik.
46-consociate (s)., (i). ortak, müşterek, beraber çalışan; (i). arkadaş, ortak, refik. consocia'tion (i). beraber çalışma.
47-console (f). teselli etmek, avundurmak. be consoled avunmak.
48-consolidate (f). birleştirmek, birleşmek; pekiştirmek, pekişmek, takviye etmek, saglamlaştırmak; (tic). konsolide etmek. consolidated debts (tic). konsolide borçlar, vadesi uzatılmış borçlar. consolidated school (A.B.D). ve Kanada'da birkaç mahallenin çocuklarının gittiği okul.
49-consonance (i). uygunluk, uyum, ahenk, mutabakat; (müz). ses uygunluğu; (fiz). titreşim uygunluğu.
50-constitutional (s)., (i). anayasa ile ilgili, anayasaya uygun; sıhhi; bünyevi, yapısal; (i). sağlık için yapılan jimnastik veya yürüyüş. constitutionally (z). anayasaya göre; mizaç itibariyle. constitutional'ity (i). anayasaya uygunluk. constitutionalism (i). meşrutiyet taraftarlığı; meşrutiyet.
51-constrain (f). zorlamak, mecbur etmek, mecbur tutmak, zorla yaptırmak; bağlamak, sınırlamak, tahdit etmek; menetmek; zaptetmek. constrained (s). zorlanmış; yapmacık, suni.
52-constraint (i). sınırlama, tahdit; sıkıntı.
53-construct (i). yapılan şey, bina edilen şey; (psik). daha basit izlenimlerden oluşan karmaşık bir eğilim.
54-constructor, -ter (i). inşaat müteahhidi, inşaatçı; yapan kimse.
55-consultation (i). danışma, müzakere, istişare; konsültasyon. consul'tative (s). istişari; müşavirlikle ilgili.
56-consume (f). tüketmek, istihlak etmek; yakıp yok etmek, çürütmek, bitirmek; israf etmek, ziyan etmek; sarfetmek; yemek, yutmak; tükenmek, istihlak edilmek, yanmak, uçmak; ziyan edilmek, israf edilmek. consumed with jealousy kıskançlıktan deliye dönmüş.
57-consummate (s). tam, mükemmel. consummately (z). mükemmelen.
58-consanguineous (s). aynı soydan, aynı kandan, akraba.
59-consecrate (f). takdis etmek; tanrıya adamak , vakfetmek, hasretmek, tahsis etmek.
60-consecutive (s). birbirini takip eden, ardıl; (mat). ardışık.
61-conservative (s)., (i). tutucu, muhafazakar; ıIımlı, mutedil; (i). tutucu kimse; koruyucu madde. Conservative (i). (ingilterede) Muhafazakar Parti üyesi.
62-considering edat hasebiyle, göre, nazaran, göz önünde tutulursa.
63-constantinople (i). istanbulun eski ismi, Bizans, Kostantinya, Dar-i Saadet, Asitane..
64-constipate (f)., (tıb). kabzetmek, inkıbaz vermek, sıkmak. constipa'tion (i). inkıbaz, peklik.
65-constitution (i). anayasa; tüzük, nizamname; beden yapısı, bünye; huy, yaradılış, tıynet; yapı; bileşim, terkip.
66-constrict (f). sıkmak, sıkıştırmak, büzmek, daraltmak. constriction (i). sıkma, büzme; boğaz, dar geçit. constrictive (s). sıkıcı, büzücü. constrictor (i)., (anat). sıkıcı adale; (zool). avını sıkarak öldüren yılan. boa constrictor boa yılanı.
67-consubstantiate (f). aynı cevherle birleştirmek; aynı esasa dayandığını farz etmek.
68-consciousness (i). bilinç, şuur; idrak, anlayış, akıl, his, vukuf. stream-of -consciousness (edeb). bilinçaltı akımı.
69-consent (f). muvafakat etmek, razı olmak, kabul etmek.
70-constituent (s)., (i). bileşiği meydana getiren; seçme hakkı olan: anayasayı değiştirme yetkisi olan;(i). seçmen; öğe, unsur.
71-conservatoire,conservatory (i). konservatuvar, müzik ve tiyatro okulu.
72-considerable (s)., (i). önemli, hatırı sayılır ; büyük, hayli, fazla, (i)., ABD, (k).dili fazla miktar. considerably (z). epeyce, oldukça.
73-consistory (i). kilise idare heyeti; Papanın başkanlığındaki kardinaller kurulu.
74-consolation (i). teselli, avunç; teselli vesilesi veya sebebi. consolation prize teselli mükafatı.
75-consolatory (s). teselli edici.
76-conspiracy (i). fesat maksadı ile yapılan gizli anlaşma, suikast; (huk). fesat tertibi.
77-constabulary (s)., (i). polise ait; (i). polis teşkilatı, zabıta kuvveti; jandarma.
78-constancy (i). sadakat; deÄŸiÅŸmezlik, sabitlik.
79-constitutive (s). kuran, teşkil eden, esas; anayasayı veya nizamnameyi hazırlamaya yetkili.
80-consumptive (s)., (i). tüketilecek; (tıb)., eski vereme tutulmuş; (i). veremli kimse.
81-conscription (i). askere çağırma; mecburi askerlik.
82-consent (i). rıza, muvafakat, uygun bulma; ittifak, oy birliği. by common consent umumun rızasl ile. Silence gives consent. Sükut ikrardan gelir. with one consent hep birden.
83-consequent (s). (i). neticesi olan; bağlı, tabi; takip eden; (jeol). toprağın asıl meyline göre akan; (i)., (man). istidlal, netice, istintaç; (mat). bir oranın ikinci rakamı.
84-consist (f)., of ile ibaret olmak, -den meydana gelmek, mürekkep olmak; in ile içine almak, havi olmak.
85-console (i). konsol; radyo kasası; (mim). balkonlann altına konulan süslü destek, dirsek; (müz). orgun tuşlarını havi kısım. console mirror konsol aynası. console table konsol.
86-constellation (i)., (astr). takımyıldız, burç.
87-consulting (s)., (i). müşavirlik eden, danışman olan; (i). danışma. consulting room muayene odası.
88-conscious (s). bilinçli, şuurlu, vukuflu, müdrik, farkında olan; uyanık. self-conscious (s). mahcup, sıkılgan. consciously (z). bile bile, bilinçle, şuurla.
89-consentaneous (s). aynı fikirde, mutabık.
90-conservation (i). koruma, muhafaza, himaye, koruyuculuk; doğal kaynakları koruma (orman, toprak,, yabani hayvanlar). conservation of energy (fiz). kudretin baki kalması. conservation of matter (fiz). maddenin baki kalması. conservationist (i). doğal kaynakları koruma taraflısı kimse.
91-consistent (s). birbirine uygun, aralarında mutabakat olan, birbirini tutan, insicamlı,tutarlı. consistently (z). devamlı olarak, mütemadiyen.
92-constable (i)., (ing). kraliyet surlarının muhafızı veya valisi; polis; jandarma. Chief Constable (ing). bir vilayetin polis müdürü. special constable geçici polis memuru.
93-consuetude (i). örf, adet, alışkanlık, itiyat. consuetu'dinary (s). mutat, alışılagelen.
94-consummate (f). tamamlamak, ikmal etmek. consummate a marriage nikahtan sonra cinsel temas yolu ile izdivacı tamamlamak. consumma-tion (i). ikmal, itmam, yerine getirme; iyi sonuç.
95-consistency (i). bağlılık tutarlık, uyum, ahenk; yoğunluk, kesafet, kıvam, koyuluk.
96-consort (f)., with ile arkadaşlık etmek; uymak muvafakat etmek; birleşmek, arkadaş olmak.
97-construe (f). mana vermek, yorumlamak, tefsir etmek, anlamak; gramer kurallarınagöre cümle kurmak; cümleyi tahlil etmek.
98-consumption (i). tüketim, istihlak; yok etme; (tıb). verem.
99-consanguinity (i). kan akrabalığı,aynı soydan gelme.
100-conservancy (i). koruma; (ing). doğal kaynakları koruma teşkilatı.
101-constitute (f). teÅŸkil etmek; meydana getirmek , kurmak, tesis etmek, terkip etmek; tayin etmek, atamak.
102-consumer (i). tüketici, müstehlik; sarfeden kimse. consumer goods tüketim maddeleri. consumers' cooperative tüketim kooperatifi.

cons ile ilgili resimler

 
 
 
 
İngilizce Türkçe
untouchability i. dokunulamama, paryalık....

run f. (ran, run run'ning) koşmak, seğirtmek; çabuk gitmek, çabuk yürümek; kaçmak, firar etmek; gidivermek; işlemek, çalış...

entertaining s. eÄŸlenceli, hoÅŸ. entertainingly z. eÄŸlenceli bir surette....

quarterfinal i. çeyrek final....

undigested s. hazmedilmemiÅŸ....

 
 
 
 
 
Türkçeİngilizce
bay An inlet of the sea, usually smaller than a gulf, but of the same general character....

ölüm death. decease. way of death. curtains. demise. dissolution. doom. fatality. last sleep. passing. passing away. rest. te...

ekstre extract of account....

hanım lady. wife. Mrs....

akaçlamak to drain. drain the water away....

 
 
 
  Anasayfa | Çeviri | Sözlük | Linkler | Siteler |  
 
www.eniyisozluk.com, 42 lisanda çeviri yapmaktadır. Bunlar; Almanca, Arapça, Arnavutça, Bulgarca, Çekoslavakça, Çince, Danca, Endonezya Dili, Estonyaca, Farsça, Filipince, Fince, Fransızca, Galiçyaca, Hırvatça, Hintçe, Hollandaca, İbranice, İngilizce, İspanyolca, İsveçce, İtalyanca, Japonca, Katalanca, Korece, Lehçe, Letonyaca, Litvanyaca, Macarca ,Maltese, Norveçce, Portekizce ,Romenca, Rusça, Sırpça, Slovakça, Slovence Tay Dili, Türkçe, Ukraynaca, Vietnamca, Yunanca dillerinde Çeviri yapabilen özgür ve ücretsiz sözlük sitesidir. Sitemizden en iyi verimi, yazım kurallarına göre girdiğiniz kelime ve cümle ile mümkündür.

Reklam hakkında bilgi almak ve iletişim kurmak için: info[at]eniyisozluk.com / For advertise and contact: info[at]eniyisozluk.com
Copyright 2008 eniyisozluk.com / powered by yenifirmarehberi.com