 |
|
 |
| |
| İngilizce | Türkçe | | specific | s., i. özgü, kendine has; özgül; spesifik, özel, hususi, belirli, muayyen; kesin, kati, sarih; tıb. iyileştirici, teda... |
| | dispossess | (f). mal ve mülküne el koymak, evinden çıkarmak, (huk). tahliye etmek; yoksun bırakmak, mahrum etmek. dispossession (... |
| | abeyance | (i). askıda oluş, muallakıyet in abeyance kullanılmaz durumda, askıda, muallâkta.... |
| | facet | (i). kıymetli taşın yüzeyi, faseta;yon: (zool.) bileşik gözü teşkil eden ufak gözlerden her biri.... |
| | dignify | (f). paye vermek, itibar etmek, şeref vermek, değer vermek. dignified (s). vakur, asil, ağırbaşlı.... |
|
|
|
 |
|
 |
|
|
 |
|
 |
| |
| Türkçe | İngilizce | | beri | the near side. this way. since. ever since. for.... |
| | görülebilir | discernible.... |
| | laf | A Look and Feel software module provided by phone manufacturers to customise devices and user interfaces For example, th... |
| | daha iyi | better. all the better.... |
| | koleksiyon | a collection (of objects. collection.... |
|
|
|
 |
|
 |
|