| English | Türkçe |
| 1-their | (zam.) onların. |
| 2-theirs | (zam.) onlarınki. of theirs onların, onlara ait. |
| 3-theism | (i.) Allaha veya ilahlara itikat; Allaha inanma; tektanrıcılık. theist (s.), (i.) Allaha inanan, tektanrıcı (kimse). theis'tic(al) (s.) Allaha iman kabilinden. |
| 4-theism | (i.), (tıb.) çay iptilasından hasıl olan hastalık. |
| 5-them | (zam.) onları, onlara. |
| 6-thematic | (s.) bir konuya ait; (dilb.) köke ait; (müz.) esas makama ait. |
| 7-theme | (i.) mevzu, konu, madde, tem, tema; öğrenciye verilen yazı ödevi; (dilb.) kök, gövde; (müz.) tema; (tar.) Bizans imparatorluğunda idari bölge. theme song bir dans orkestrasının kendisini belirtmek için kullandığı müzik parçası. |
| 8-themselves | (zam.) kendileri, kendilerini, kendilerine, kendilerinde. |
| 9-then | (z.), (s.), (i.) o zaman, o vakit; ondan sonra, derken; başka zaman, sonra; ayrıca; şu halde, öyle ise; netice olarak; bunun için; (s.) o zaman vaki olan; (i.) o zaman. then and there hemen, derhal. And if the bed should catch fire, what then? Yatak ateş alsa, ne olur sonra? and then some küsur. by then o zamana kadar. now and then bazen, ara sıra, arada bir. since then o zamandan beri. the then president o zamanın başkanı. |
| 10-thenar | (i.), (anat.) avuç, aya; ayanın başparmak hizasındaki kabartısı, tenar. |
| 11-thence | (z.) oradan, o yerden; o vakitten; o sebepten. thenceforth', thencefor' ward (z.) o vakitten beri. |
| 12-theo | önek Allah, ilah. |
| 13-theocentric | (s.) Allahı her şeyin merkezi olarak tanıyan. |
| 14-theocracy | (i.) teokrasi, dincierki; Allah namına papazlar idaresi; böyle idare olunan memleket. the'ocrat (i.) böyle bir idarenin reisi; Allahın verdiği şeriata göre işleri idare eden kimse. theocrat'ic(al) (s.) teokratik. |
| 15-theodicy | (i.) en yüksek iyiliğin meydana gelebilmesi için fenalığın gerekli olduğunu iddia ederek Allahın tedbirlerini haklı çıkaran felsefe. |
| 16-theodolite | (i.) teodolit, yatay ve düzey açılan öIçmeye mahsus yer ölçümü aleti. |
| 17-theogony | (i.) ilahların soylarını yazan kitap. |
| 18-theol | (kıs.) theological, theology. |
| 19-theologian | (i.) ilahiyat alimi, ilahiyatçı. |
| 20-theologic , ical | (s.) ilahiyata ait. theologically (z.) ilahiyat bakımından, tanrıbilimle ilgili olarak. |
| 21-theology | (i.) ilahiyat, tanrıbilim, teoloji. theologist (i.) ilahiyat alimi, ilahiyatçı. theologize, (İng.) gise (f.) tanrıbilime uydurmak, tanrıbilimsel kuramlar meydana getirmek. |
| 22-theomachy | (i.) ilahlar arasında veya ilahlara karşı savaş. |
| 23-theopathy | (i.) vecit hali, kendinden geçme, dalınç, mistik coşkunluk. theopathet'ic, theopath'ic (s.) vecit halinde olan. |
| 24-theophany | (i.) Allahın veya bir ilâhın tecellisi veya görünmesi. |
| 25-theorbo | (i.), (müz.) eskiden kullanılan ve uda benzer çifte saplı çalgı. |
| 26-theorem | (i.) teorem, dava. theoremat'ic (s.) teorem kabilinden. |
| 27-theoretic, ical | (s.) nazariyeye ait, nazari, kuramsal. theoretically (z.) kuramsal olarak. theoretics (i.) bir ilmin nazari kısmı, nazariyat. |
| 28-theorist | (i.) nazariyeci, kuramcı. |
| 29-theorize , (ıng.) rise | (f.) teori kurmak, nazariye yürütmek. theoriza'tion (i.) teori yapma. theorizer (i.) nazariye yürüten kimse. |
| 30-theory | (i.) nazariye, teori, kuram. |
| 31-theosophy | (i.) teosofi, bireyle Allah veya melekler arasında doğrudan bağlantı kurmayı amaçlayan dini sistem; Budist ve Brahman sistemine benzer yeni bir din ve felsefe sistemi. theosophist (i.) bu felsefe taraftarı. theosoph'ical (s.) bu felsefeye dayanan. |
| 32-therapeutic, ical | (s.) tedavi edici, şifa verici. therapeutics (i.) terapi ilmi. |
| 33-therapy | (i.) tedavi, terapi. |
| 34-there | (z.), (i.), ünlem orada; oraya; o noktada, o derecede; o hususta; (i.) o yer; ünlem İşte ! Alsana ! Gördün mü? (Bu kelime be fiilinden önce gelince varlık belirtir ve özne fiilden sonra gelir: There is still time. Vakit var daha. There is a burglar down tairs. Aşağıda hırsız var.There is no reason. Sebep yok. Is there anybody at home? Evde kimse var mı?). There, there, don't cry. Haydi, haydi, ağlama. There you are ! Demedim mi ! Buyurun ! all there (k.dili) uyanık, çevik. Are you there? Orada mısınız ? have been there haberdar. in there mücadele halinde. not all there (k.dili) kaçık. So there ! işte o kadar ! You have me there. işte bunu bilmem. You there, pay attention. Hey, önüne bak, dikkat et. |
| 35-thereabout , thereabouts | (z.) o civarda, oralarda, o sularda. there or thereabouts orada veya o civarda. |
| 36-thereafter | (z.) sonra; ondan sonra. |
| 37-thereat | (z.) orada; o sebepten; o zaman. |
| 38-thereby | (z.) onunla, o münasebetle, o suretle, ona uyarak. |
| 39-therefor | (z.) onun için, ona. |
| 40-therefore | (z.), bağlaç bu yüzden, bundan dolayı, onun için. |
| 41-therefrom | (z.) ondan, oradan. |
| 42-therein | (z.) o zaman içinde, orada, onda, o hususta. |
| 43-thereinafter | (z.) takip eden kısımda. |
| 44-thereinto | (z.) onun içine. |
| 45-thereof | (z.) ondan; bu sebepten, bundan dolayı. |
| 46-thereon | (z.) onun üzerine. |
| 47-thereto | (z.) ona, o yere, o şeye; ilâveten. |
| 48-theretofore | (z.) o vakte kadar, o zamandan evvel. |
| 49-thereunder | (z.) onun altına, onun altında. |
| 50-thereupon | (z.) onun üzerine, onun üzerinde; hemen, derhal. |
| 51-therewith | (z.) onunla; aynı zamanda. |
| 52-therewithal | (z.) bununla beraber, aynı zamanda. |
| 53-theriac, theriaca | (i.), eski, (tıb.) panzehir, tiryak, hayvan ısırmasına karşı ilâç; macun, şeker pekmezi. theri'acal (s.) panzehir kabilinden. |
| 54-therianthropic | (s.) kısmen hayvan ve kısmen insan şeklinde olan; böyle ilâhları olan dinlere ait. therian'thro pism (i.) insan ve hayvan karışımı şekillerle belirme. |
| 55-therm | (i.) (bir ısı birimi) 100.000 BTU; kalori. |
| 56-thermae | (i.), (çoğ.) ıIıcalar, kaplıcalar. |
| 57-thermal | (s.), (i.) sıcağa ait; termal, kapIıca kabilinden; (i.) yükselen sıcak hava kitlesi. thermal radiation ısı ışınları. thermal spring kaplıca, ılıca. |
| 58-thermidor | (i.) ilk Fransız Cumhuriyet takvimine göre on birinci ay (19 temmuz - 17 ağustos). |
| 59-thermion | (i.) ısı ışınları saçan bir cismin yaydığı iyon, termiyon. thermion'ic (s.) bu iyonlara ait, termiyonik. thermionic current bu iyonların yayılmasından hasıl olan elektrik akımı, termiyon akımı. |
| 60-thermite | i. kaynakçılıkta kullanılan alüminyum ile demir oksit karışımı, termit. |
| 61-thermo- | (önek) ısı |
| 62-thermochemistry | i. termokimya. |
| 63-thermocouple | i. (ısıyla işleyen) sıcaklık pili. |
| 64-thermodynamics | i., çoğ. termodinamik. |
| 65-thermoelectricity | i. termoelektrik, ısı elektriği. |
| 66-thermometer | i. termometre, sıcak ölçer. |
| 67-thermometric , -rical | s. termometreye ait. thermometrically z. termometre ile, termometreye göre. |
| 68-thermonuclear | s. termonükleer. |
| 69-thermopile | i. termopil. |
| 70-thermoplastic | s., i. ısı ile yumuşayan (madde). |
| 71-thermosbottle , thermos flask | termos. |
| 72-thermoscope | i. ısı değişikliklerini gösteren alet. |
| 73-thermosetting | s. ısı ile sertleşen. |
| 74-thermosphere | i. ısıküre. |
| 75-thermostat | i. termostat. |
| 76-thermostatics | i. sıcaklığı bir düzeyde tutma ilmi. |
| 77-thermotherapy | i., tıb. ısıyla tedavi. |
| 78-theroid | s. hayvana benzer. |
| 79-thersitical | s. yüksek sesli ve küfürlü. |
| 80-thesaurus | i. (çoğ. -ri) kavramlar dizini; hazine, ambar. |
| 81-these | s., zam. (tek. this) bunlar. |
| 82-thesis | i. (çoğ. theses) sav, dava, kaziye, iddia, önerme; tez, inceleme, araştırma; man tez, sav; müz., (şiir) mısraın vurgulu kısmı. |
| 83-thespian | s., i. drama ait, tiyatroya ait; i. aktör, aktris, oyuncu. |
| 84-thessalonike | i. Selanik. |
| 85-thessaly | i. Tesalya. |
| 86-theta | i. Yunan alfabesinin sekizinci harfi; mat. degeri bilinmeyen bir açı işareti. |
| 87-theurgy | i. mucize; sihir, büyü; büyücülük. theur'gic s. büyücülük kabilinden. |
| 88-thew | i. adale, kas; çoğ. adali kuvvet, kuvvet |
| 89-they | zam. onlar .They say it's going to rain Yağacak diyorlar. |
| 90-the | (eski ye) (s.), (z.) bir, o (tarif edatı, harfi tarif, belirtme sıfatı); (z.) ne kadar, o kadar (mukayese sıfatlarından evvel). The more I see him the better I like him. Onu her gördüğümde daha çok seviyorum. |
| 91-theanthropic | (s.) hem Allaha hem insana ait, hem ilahi hem insani. |
| 92-thearchy | (i) Allahın veya bir ilahın saltanatı; ilâhlar grubu. |
| 93-theater | (İng.) tre (i.) tiyatro; tiyatro binası; amfiteatr, amfi; olay yeri, alan, meydan, sahne. |
| 94-theatergoer | (i.) tiyatro meraklısı. |
| 95-theaterintheround | (i.) ortası arena şeklindeki tribünlü tiyatro. |
| 96-theatrical | (s.), (i.) tiyatroya ait, temsili, gösteriş kabilinden, yapmacık, sahte; (i.), (çoğ.) amatörler tarafından oynanılan piyesler. theatrical makeup sahne makyajı. theatricalism (i.) gösteriş için fazla heyecanlı davranma. theatrically (z.) sahnede imiş gibi. |
| 97-theatrics | (i.) piyesi sahneye koyma; dramatik etki yapma sanatı; sahte heyecan gösterisi. |
| 98-theca | (i.) (çoğ. cae) (biyol.), (bot.) kılıf, mahfaza. |
| 99-thedansant | (çoğ. thes dansants) (Fr.) danslı çay. |
| 100-thee | (zam.), eski (thou zamirinin i hali) seni, sana; sen. |
| 101-theft | (i.) hırsızlık, çalma. petty theft adi hırsızlık. |
| 102-thein , theine | (i.) tein, kafein. |