 |
|
 |
| |
| İngilizce | Türkçe | | sally | i., f. kuşatma esnasında askerin hücuma geçmesi; ani hareket veya hamle; gezinti; espri, nükteli söz; f. dışarı fırlam... |
| | steamer | i. vapur; buharla yemek pişirmeye veya eşya yıkamaya mahsus kap; buğulaması yapılan tarak. steamer trunk den. ranza al... |
| | vail | i., f., (eski) çıkar; bahşiş; f., (eski) işe yaramak, faydası olmak.... |
| | ozone | i., kim. ozon; k.dili saf ve temiz hava.... |
| | tailpiece | i. arkaya ilave edilen parça; kitabın sonuna gelen resim veya süslü şekil; kemanın kuyruk tarafında tellerin bağlandığ... |
|
|
|
 |
|
 |
|
|
 |
|
 |
| |
| Türkçe | İngilizce | | yetiştirmek | breed. coach. cultivate. grow. nurture. produce. race. raise. rear. school. train.... |
| | hudut | end. front. limits. confine. property line. terminus. side. contour. boundary line. border. bound. boundary. frontier. l... |
| | tecrübi | experimental.... |
| | hala | paternal aunt. father's sister. collateral ancestors. related in the collateral line.... |
| | trompet | trumpet.... |
|
|
|
 |
|
 |
|