| English | Türkçe |
| belle | i. güzellidiyle tanınan kadın veya kız, dilber; salon kadını... |
|
| bulk | f. şişmek, büyümek, genişlemek; cüsseli veya önemli olmak; şişirmek, büyütmek.... |
|
| groat | (i.) İngilizlerin dört penilik eski bir gümüş parası.... |
|
| mistrial | i., huk. işlem hatası yüzünden hükümsüz kalan muhakeme.... |
|
| concept | (i). kavram mefhum anlayış görüş, fikir, telakki.... |
|
| radiocarbon | i. radyoaktif karbon izotopu.... |
|
| limestone | i. kireçtaşı.... |
|
| freshen | (f). tazeleştirmek, tazelik vermek; artmak (rüzgar), sertleşmek; doğurmak (inek); (den). bir halatın yerini değiştirme... |
|
| methodical | s. nizamlı, munta zam, düzenli, yöntemli; sistemli. methodically z. düzenli olarak.... |
|
| collar | yaka gerdanlık halka kuşak tasma hamut zool hayvanların boynunda yaka şeklindeki teekkül bot kökle sapın birleştiği nokta collar band gömleğin yaka şeridi collar beam mim çatının kuşaklık kirişi be hot under the collar kızmak öfkelenmek seize by the collar yakasına yapışmak slip the collar yakayı sıyırmak kaçmak yakayı kurtarmak |
|