eniyisozluk.com

ç ğ ı ö ş ü

Sonuçlar

English Türkçe
1-sharp (f.), (müz.) notayı tizleştirmek, tiz sesle söylemek.
2-sharp (s.), (i.), (z.) keskin, sivri; zeki, açıkgöz; istekli; çok dikkatli; pürüzsüz, temiz; acı; ekşi; sert, haşin, hiddetli, şiddetli; (müz.) diyez, çok tiz (ses); cimri, hesabi; dokunaklı, etkili, tesirli; ABD, argo kıyak, mükemmel; (i.) diyez nota, diyez işareti; uzun dikiş iğnesi; (k.dili) dolandırıcı; (z.) şiddetle, keskin olarak; dakik olarak, zamanında. sharp practice dalavereli iş. at four o'clock sharp saat tam dörtte. Iook shurp dikkat etmek, gözünü dört açmak. sharp'ly (z.) şiddetle, sertçe; keskince. sharp' ness (i.) keskinlik; sertlik; zeki oluş.
3-sharpedged (s.) keskin ağızlı, keskin.
4-sharpen (f.) bilemek, keskinletmek, açmak, sivriltmek, inceltmek; sertleştirmek; ekşileştirmek; acılaştırmak; şiddetlendirmek, kuvvetlendirmek. sharpener (i.) bileyici; kalemtıraş.
5-sharper (i.) dolandırıcı, dalavereci.
6-sharpeyed (s.) keskin görüşlü; tetik.
7-sharppointed (s.) sivri uçlu.
8-sharpshooter (i.) keskin nişancı.
9-sharpsighted (s.) keskin görüşlü.
10-sharptongued (s.) iğneleyici.
11-sharpwitted (s.) zeki, şeytan gibi.
12-sharpie (i.) şarpi, sivri burunlu dibi düz yelkenli.
13-sharpset (s.) çapraz; sert; çok aç.



  Son aradıklarım / My last searchs
  Son arananlar / Last searchs
TURKce englishTr > Eng21:47:58
kaşalotEng > Tr21:01:23
sweetnessEng > Tr11:04:27
a fractional moEng > Tr15:18:37
gerçek aşkTr > Eng15:17:49
seni tatlıTr > Eng15:17:25
seni tatlı şeyTr > Eng15:16:59
referrerEng > Tr21:52:00
referredEng > Tr21:51:40
şöçEng > Tr21:00:18
  En çok arananlar / Hit searchs
barışmak istiyorumTr >> Eng1
barışmak istiyorumEng >> Tr1
LOVEEng >> Tr1
I LOVE YOUEng >> Tr1
youEng >> Tr1
senTr >> Eng1
theEng >> Tr1
mantarTr >> Eng1
mankeyEng >> Tr1
ballEng >> Tr1



English Türkçe
pantile i. kenarları üstüste gelince S şeklinde kıvrımlar yapan dam kiremidi....

latakia (i.) Suriye'de Lâzkiye limanı....

quartersaw f. (bir kütüğü) uzunlamasına dörde biçmek....

ditty (i). bestelenmek için yazılmış şiir, kısa ve basit şarkı....

trafficker i. kaçakçı; karanlık işlerle uğraşan kimse....

frutescent (s)., (bot). çalı gibi, çalıya benzer....

chirp (f)., (i). cıvıldar gibi ses çıkarmak, cıvıldamak; cıvıldar gibi konuşmak; (i). cıvıltı. chirpy (s). cıvıltılı, neşel...

spinster i. kalık, evde kalmış kız, yaşı geçmiş kız....

triangulate s., f. üçgenlerle bölünmüş; üçgen; f. üçgen yapmak; üçgenlere bölmek; nirengi yapmak....

sanhedrin , -drim eskiden Musevilerin millet meclisi

TürkçeEnglish
mucizevi miraculous....

değer worth. worthy. worthy of. worthwhile. worth. value. price. worthiness. valuation. rate. amount. costliness. currency. de...

primadonna prima donna. diva....

konvertibilite convertibility....

total A total function is one that is defined on every possible input....

iplemek to care/give a damn. to give a shit/bugger....

pelesenk balsam. rosewood. palisander. pock....

hor görmek to look down on. to treat sb as of no account. condescend. curl one's lip. despise. insult. patronize. scorn....

katılaşmak to harden. to stiffen. to become rigid. to become insensitive. to become unyielding. to set....

beril beryl