| English | Türkçe |
| bulge | f. bel vermek, esnemek; çıkıntı yapmak; pırtlamak; dışarı uğratmak, pırtlatmak, çıkıntı meydana getirmek.... |
|
| frequentation | (i). bir yere sık gitme.... |
|
| tear | f. (-tore, -torn) i. yırtmak; yarmak; koparmak; çok hırpalamak; kopmak; yırtılmak, yarılmak; çılgın gibi koşmak; i. yır... |
|
| mummy | i. mumya; iyi muhafaza edilmiş ceset.... |
|
| strike | i. vurma, çarpma; grev; umulmadık bir yerde zengin maden filizi bulma; dolu kilenin üstünü silip düzeltecek alet; üstü... |
|
| anhydrous | (s). (kim). susuz.... |
|
| foundry | (i). dökümhane; dökmecilik; döküm.... |
|
| run | i. koşuş; koşu; koşma, seğirtme; koşulan veya gidilen mesafe; kısa gezi; tutulan yol; serbest giriş veya kullanım hakkı... |
|
| selves | bak. self.... |
|
| pitchy | zift gibi karanlık kasvetli kara pitchiness ziftli oluş karanlık |
|