| English | Türkçe | | deep | (z). derin derin, derinde. deep laid schemes enine boyuna düşünülmüş. planlar, gizli ve geniş planlar.... |
| | informative | s. bilgi verici, aydınlatıcı, eğitici.... |
| | diluent | (i)., (s). sulandırıcı madde; (s). sulandırıcı; eritici.... |
| | blockage | i. tıkanma, blokaj.... |
| | tinnitus | i., tıb. kulak çınlaması.... |
| | ster | (sonek) - ci, âdet veya meslek sahibi olan: songster, trickster; olan: youngster; ile ilgili: roadster.... |
| | embroil | f. karışıklık içine girmek; karmakarışık etmek, bozmak, karıştırmak; bozuşturmak, aralarını açmak. embroilment i. bozu... |
| | empower | f. yetki vermek, salâhiyet tanımak; izin vermek, müsaade etmek.... |
| | permit | f. (-ted, -ting) izin vermek, müsaade etmek, ruhsat vermek; fırsat vermek, imkân vermek, bırakmak; kabul etmek; razı o... |
| | sardine | sardalye ateşbalığı zool Sardina pilchardus packed like sardines sardalye gibi istif edilmiş |
|
|