| English | Türkçe | | somehow | z. bir yolunu bulup, her nasılsa. somehow or other her nasıl olursa olsun.... |
| | discourse | (i)., (f). karşılıklı konuşma, mükâleme, muhavere; tez, makale, broşür; söz, hitabe, nutuk; (f). söylemek, bahsetmek,... |
| | underglaze | s. çinicilikte sırlanmadan önce çizilmiş (desen) veya konulmuş (boya).... |
| | greave | (i.), (gen.) (çoğ.) baldır zırhı.... |
| | meshuggah | s., (argo) deli, çatlak.... |
| | baggage | (i)., ABD bagaj, yolcu eşyası; ordu ağırlığı; hafifmeşrep kadın; işvebaz kız, canlı genç kadın. baggage master (i). baga... |
| | appurtenance | (i). bağlı olan şey veya kimse; ilâve, ek, müştemilat.... |
| | reason | (i.) sebep, neden, illet; delil, tanıt; akıl, fikir, idrak, anlayış, aklıselim; mantık; hak, insaf, adalet. bring to re... |
| | outskirts | i. varoş, civar, dış mahalleler.... |
| | pantalettes | çoğ eskiden giyilen uzun ve bol paçalı kadın külotu bu külotun kenarına geçirilen farbala |
|
|