eniyisozluk.com

ç ğ ı ö ş ü

Sonuçlar

English Türkçe
1-other s., z., zam. başka, diğer, gayri, sair; z. başka suretle, baska türlü; zam. başka birisi, başkası, başka kimse; diğeri. some day or other günün birinde, bir gün. the other day geçen gün. every other day gün aşırı.
2-otherwise z. başka suretle, başka türlü; yoksa, olmazsa, aksi takdirde.
3-otherworldly s. öteki dünya işlerine dalmış, bu dünyadan olmayan; hayali işlerle meşgul. otherworldliness i. öteki dünya işlerine dalma.



  Son aradıklarım / My last searchs
  Son arananlar / Last searchs
latterEng > Tr00:52:32
filing claimsEng > Tr00:03:32
debitEng > Tr23:49:23
indebtednessEng > Tr23:49:14
debit indebtednEng > Tr23:49:09
information letEng > Tr23:08:54
treasury enterpEng > Tr23:02:53
SEKSEng > Tr16:25:04
englisTr > Eng16:23:16
ıspanakzadeEng > Tr23:27:37
  En çok arananlar / Hit searchs
barışmak istiyorumTr >> Eng1
barışmak istiyorumEng >> Tr1
LOVEEng >> Tr1
I LOVE YOUEng >> Tr1
youEng >> Tr1
senTr >> Eng1
theEng >> Tr1
mantarTr >> Eng1
mankeyEng >> Tr1
ballEng >> Tr1



English Türkçe
desegregate (f). ırk ayrımını kaldırmak. desegrega'tion (i). ırk ayrımının kaldırılması....

pan i., mit. Pan (ormanlar otlaklar, sürüler ve çobanlar tanrısı)....

symmetrize f. bakışım sağlamak, simetrik hale getirmek, mütenasip kılmak, mütenazır kılmak....

selectman i. A.B.D.'nin bazı eyaletlerinde belediye meclisi üyesi....

vibraculum i. (çoğ. -la) zool. yosunsu hayvanların uzun ve kamçı şeklindeki korunma organı....

crosscheck (f). sağlamasını yapmak....

basil (i). fesleğen, reyhan, (bot). Ocimum....

provenance i. kaynak, köken, asıl, menşe....

even (z.) hatta, bile, dahi; düz, eşit olarak; tamamıyla, tam. even if olsa bile. even so öyle olsa da, rağmen....

bakehouse fırın ekmekçi dükkânı

TürkçeEnglish
tutar amount. sum. total. totality. sum of money....

ulaşma accession. attaining. composition....

takdir hakkı judicial discretion. right to exercise judicial discretion. discretionary right....

imal etmek to fabricate. to produce. to manufacture. to make. to prepare....

Yahudi jew. hebrew....

dip The angle formed by the inclined plane of a geological structure and the horizontal plane of the Earth's surface. - A DR...

çalkalanmak to be tossed around. to shake oneself. to be rough. to be talked about everywhere. oscillate. slosh....

veto To cancel or postpone a decision, bill, etc For example, the president of the United States may veto a bill that has bee...

itiraf acknowledgment. admission. confession. acknowledgement. allowance. avowal. recognition....

sonda catheter