| English | Türkçe | | prosperity | i. muvaffakıyet, başan; saadet, refah, ikbal.... |
| | worcestershire sauce | karışık baharatlı et sosu.... |
| | fiance, eril, fiancee dişil | (i). nişanlı.... |
| | sailfish | i. kılıç balığına benzer ve sırtında büyuk kanadı olan balık.... |
| | bartender | (i). meyhanede içki veren kimse, barmen.... |
| | balearic islands | Balear adaları... |
| | enjoin | f., to ve herhangi bir mastar ile emretmek, tembih etmek; hareket tarzını tayin etmek. I enjoined him to leave Ona gi... |
| | mustache | i. bıyık.... |
| | haul | (f.), (i.) çekmek, çekerek taşımak; taşımak; (den.) vira etmek, hisa etmek; yön değiştirmek, dönmek (rüzgâr veya gemi)... |
| | cembalo | çembalo piyanoya benzer bir çalgı |
|
|