 |
|
 |
| |
| İngilizce | Türkçe | | violent | s. sert, şiddetli, zorlu, cebirli, kuvvetli; göz alan (renk); zorla yapılan; fena. violent death kaza sonucu ölüm, ceb... |
| | border | i. kenar; hudut, sınır; bir resim veya yazının etrafındaki süs. borderer i. sınırda oturan kimse. borderland i. sınır bö... |
| | station | i., f. durak, tevakkuf mahalli; merkez, istasyon, gar; bir kimsenin bulunduğu yer; memuriyet, görev; hizmet, makam, r... |
| | terror | (i.) dehşet; korkunç şey; dehşet saçan şey veya kimse; (k.dili) haşarı çocuk. terrorstruck, terrorstricken (s.) dehşete... |
| | spread | i. yayılma; saha, vüsat; ortu (sofra veya yatak için); k.dili. ziyafet; ekmek üzerine sürülen yiyecek; gazetede aynı ... |
|
|
|
 |
|
 |
|
|
 |
|
 |
| |
| Türkçe | İngilizce | | sığın | moose. elk. fallow deer.... |
| | düzeltmek | correct. adjust. set aright. improve. tidy up. arrange. reorganize. straighten. straighten out. smooth. level. polish. u... |
| | zor | arduous. baffling. crucial. cruel. difficult. exacting. formidable. hairy. hard. inconvenient. knotty. mean. rough. stic... |
| | heyecanlı | ablaze. breathtaking. excited. exciting. feverish. heady. heated. hectic. het up. impassioned. intense. jumpy. lyrical. ... |
| | kemer | belt. waistband. strap. band. arch. archway. vaulting. cincture. cove. cummerbund. fascia. girdle.... |
|
|
|
 |
|
 |
|