eniyisozluk.com

ç ğ ı ö ş ü

Sonuçlar

English Türkçe
1-low s., z. alçak, yüksek olmayan; alçaktaki, aşağıdaki; ekvatora yakın; ufka yakın; alçak gönüllü, mütevazı; hakir; az; ucuz, adi; yavaş; müz. pes; kuvvetsiz, zayıf, baygın; sıkıntılı; alçak, rezil; geri, medeniyetsiz; kısa, bodur, boysuz; karamsar; üzgün; z. alçak mevkide veya mevkie; ucuz fiyatla; pes olarak; mütevazı tarzda. low camp bayağı. low comedy fars. Low Countries Hollanda, Belçika ve Lüksemburg. low frequency alçak frekans. low gear birinci vites. low life yoksulluk. Low Mass Katolik kilisesinde müziksiz ve basit ayin. low pressure alçak basınç. low profile dikkati çekme - me siyaseti. low relief hafif kabartma. low tide cezir, inik deniz. high and low havas ve avam, herkes. lay low yatırmak, yatağa düşürmek; yıkmak, mahvetmek. lie low saklanmak; niyetlerini gizlemek, susup beklemek. run low bitmek üzere olmak. search high and low her yerde aramak.
2-low f., i. böğürmek; i., böğürme.
3-low-down s., k.dili alçak, ahlaksız; alçakça yapılan.
4-low-minded s. adi düşünüşlü, alçak fikirleri olan.
5-low-pressure s. alçak basınçlı; meteor. normalden aşağı basıncı belirten.
6-low-spirited s. kederli, üzgün, tasalı.
7-low-water mark alçak su seviyesi işareti; bir şeyin en alçak veya en düşük noktası.
8-lowborn s. aşağı tabakadan.
9-lowboy i. alçak konsol.
10-lowbrow s., i. adi, tahsil görmemiş, kültürsüz, basit (kimse).
11-lowdown i., k.dili hakikat, bir işin içyüzü.
12-lower f. indirmek; azaltmak, eksiltmek, tenzil etmek; zayıflatmak; alçaltmak, rezil etmek; müz. pesleştirmek; inmek, azalmak, eksilmek.
13-lower s., z. daha aşağı; daha alçak. lower case minüskül, küçük harf. lower chamber halk meclisi, avam kamarası. lower class alt tabaka. lower criticism metnin aslını araştıran eleştiri. lower court huk. bidayet mahkemesi, alt mahkeme. lower deck ikinci güverte, tavlun. lower school bir okulun hazırlayıcı kısmı. lower world arz, dünya; ölüler diyarı. lowermost s. en aşağı, en aşağıda olan.
14-lower,lour f., i. surat asmak, somurtmak; karartmak (bulut); i. asık surat, kaşlarını çatarak bakma. lowering s. somurtkan; kararmış (gök).
15-lowland i., gen. çoğ., s. düz arazi, ova; s. ovaya mahsus.
16-lowlife i. ayaktakımı; kopuk, hayta.
17-lowly s., z. rütbe veya mevkice asağı; mütevazı, alçak gönüllü; z. ikinci derecede, aşagı. lowliness i. alçak gönüllülük.
18-lownecked s. açık yakalı (elbise), dekolte.
19-lowpitched s. alçak sesli, pes sesli; heyecansız; az meyilli (çatı).
20-lowrise s. asansörsüz ve alçak (bina).



  Son aradıklarım / My last searchs
  Son arananlar / Last searchs
özellikleTr > Eng12:36:07
duygusallıkTr > Eng12:27:30
şüğEng > Tr16:44:50
ALİŞEng > Tr16:44:07
ğıöüçğıöşEng > Tr16:43:00
skullcapEng > Tr15:32:56
force majorEng > Tr12:50:24
forcemajorEng > Tr12:50:16
paskalEng > Tr12:33:59
ilginçTr > Eng02:16:51
  En çok arananlar / Hit searchs
barışmak istiyorumTr >> Eng1
barışmak istiyorumEng >> Tr1
LOVEEng >> Tr1
I LOVE YOUEng >> Tr1
youEng >> Tr1
senTr >> Eng1
theEng >> Tr1
mantarTr >> Eng1
mankeyEng >> Tr1
ballEng >> Tr1



English Türkçe
granadilla (i.) bir çeşit çarkıfelek çiçeğinin meyvası....

foreland (i). burun, çıkıntı; bir şeyin önündeki arazi parçası....

choose (f). (chose, chosen) seçmek, ayırmak, tercih etmek, arzu etmek, istemek; tercih yapmak. cannot choose but mecburdur. ch...

oed (kıs.) Oxford English Dictionary....

carcinomatosis (i)., (tıb). kanser tümörlerinin vucuda yayılması....

dogooder (i)., (k.dili). iyi niyetli fakat başarısız toplumsal reformcu....

hover f., i. fazla hareket etmeden üzerinde ve etrafında uçmak; etrafında dolaşıp durmak; tereddüt etmek, sallanıp durmak; h...

risinq s., i. kalkan, çıkan, yükselen, ilerleyen; büyüyen, yetişen; i. yükseliş, ilerleyiş; isyan, ayaklanma....

grill (f.) ızgarada pişirmek; fazla ısıtmak; A.B.D., (k.dili) sorguya çekmek, sıkıştırmak, ahret suali sormak ....

ketch den iki direkli bir çeşit yat çift direkli kotra

TürkçeEnglish
yazılmak be down for. enrol. be enroled. enroll. be enrolled. enter. go down. register. sign up....

inik deniz low tide....

atlama jump. leap. skip. vault. spring. skipping. omitting. omission....

taşıl fossil....

inanmak give credence to. believe. trust. rely. credit. put faith in. esteem. buy. swallow. deem. be persuaded that. be sold on....

misal example. instance....

başarılı successful....

meşgul olmak attend. busy. to care for. mind. tie up. work....

konu dışı off / not to the point. beside / out of the question....

muhafaza etmek preserve