| English | Türkçe | | 1-grave | (f.) (graved, graven) oymak, hakketmek. graven image oyma put . | | 2-grave | (f.), (den.) kalafat etmek, geminin altını temizleyip zift sürmek. graving dock kalafat yeri . | | 3-grave | (s.) ciddi, ağır, vahim, tehlikeli; ağırbaşlı, vakarlı, temkinli . | | 4-grave | (s.), (i.), (müz.) ağır, yavaş; (i.) ağır ve yavaş parça. | | 5-gravel | (i.), (f.) (ed, ing veya led, ling) çakıl; (tıb.) kum, kum hastalığı, idrar taşı; (f.) çakıl doşemek; şaşırtmak; (k.dili) kızdırmak. gravelly s. çahılı. | | 6-graven | (f.), (bak.) grave. | | 7-graver | (i.) hakkâk; hakkâk kalemi . | | 8-grave | (i.) mezar, kabir. one foot in the grave bir ayağı çukurda. make one turn in his grave mezarında kemiklerini sızlatmak. | | 9-gravedigger | (i.) mezarcı . | | 10-gravestone | (i.) mezar taşı . | | 11-graveclothes | (i.) kefen . | | 12-graveyard | (i.) mezarlık, kabristan. graveyard shift gece vardiyası (fab- rikalarda). |
|