 |
|
 |
| |
| İngilizce | Türkçe | | cashier | (i). veznedar, kasadar, kasiyer.... |
| | vibraphone | i. elektrikle işleyen kapacıklar yoluyle titreşimli ses çıkaran bir çeşit ksilofon.... |
| | peg | f. (-ged, -ging) tahta çivi ile mıhlamak, yerine mıhlamak; çiviler çakarak yerini işaret etmek; alıp satmak suretiyle fi... |
| | folieceous | (s)., (bot). yaprak şeklinde, yapraksı; yapraklara ait veya yapraklardan ibaret.... |
| | cestus | (i). kuşak, kemer; korse; (mit). aşk ilhamı veren ve üzeri birçok şeyle süslenmiş olan Venüs`ün kuşağı.... |
|
|
|
 |
|
 |
|
|
 |
|
 |
| |
| Türkçe | İngilizce | | yerel | local. local mahalli. mevzii. lokal.... |
| | son vermek | to terminate. to put an end to. abate. to put the boot in. call off. close. scotch. still.... |
| | as | Expressing concession.... |
| | tütün | baccy. tobacco. weed.... |
| | dizi dizi | in rows. lined up. string together.... |
|
|
|
 |
|
 |
|