| English | Türkçe | | bring | f. getirmek; hâsıl etmek; sevketmek; icbar etmek, mecbur tutmak. bring about sebep olmak, hâs etmek; beraberinde getirme... |
| | uncontradicted | s. yalanlanmamış.... |
| | entangle | f. dolaştırmak, karmakarışık etmek; bir kimsenin başım derde sokmak, şaşırtmak. entanglement i. karışıklık, dolaşıklık;... |
| | ensemble | i. genel tesir, parçaların tümünün bir bütün teşkil edercesine bir arada algılanması; iki veya daha fazla parçadan iba... |
| | unwishedfor | s. arzu edilmemiş.... |
| | palimpsest | i. eski zamanda üzerindeki yazı silinerek yeniden başka yazı yazılmış parşomen.... |
| | sprint | f., i. tabana kuvvet koşmak; i. en büyük hızla yapılan kısa mesafeli koşu. sprinter i. kısa mesafe koşucusu.... |
| | remise | i. f. huk.feragat, vaz geçme; f. vaz geçip teslim etmek, feragat etmek.... |
| | spurn | f., i. tekme atıp defetmek, tekme ile kovmak; hakaretle reddetmek; i. hakaret edici davranış; nefretle reddetme.... |
| | franchise | oy verme hakkı hükümet tarafından tanınan imtiyaz veya muafiyet bu imtiyaz veya muafiyetin geçerli olduğu yer melce imtiyaz hak: imalâtçı tarafından bayi veya perakendeciye tanınan mallarını satma yetkisi acentelik electoral franchise oy kullanma hakkı |
|
|
| Türkçe | English | | bin | thousand.... |
| | kalpazanlık | counterfeiting. false coining. money forging.... |
| | ölçülü | measured. moderate. prudent. careful. continent. demure. dimensional. low key. sober.... |
| | el | hand. hand-operated. hand-held. hand. fist. flapper. one shot. other person. fin.... |
| | benek | dot. fleck. speck. spot. speckle. freckle. sunspot.... |
| | özel yaşam | inner life. private life.... |
| | hurafe | superstition. old wive's tale.... |
| | yeğlemek | to prefer.... |
| | hiç | any. no. zero. whatsoever. nary. whatever. any. none. never. ever. far from. by any means. least of all. nothing. not a ... |
| | samimiyetsizlik | formality reserve stiffness |
|
|